Home

Efes Pilsen Blues Festival 15’te has bluescu, “Philadelphia” Jerry Ricks ile saz ve gitar üstadımız Cahit Berkay’ın buluşması çok ses getirdi. İlk kez bir araya gelen ikilinin İstanbul, Ankara, İzmir ve Eskişehir’de verdiği konserlerde müzikseverler çok özel performanslara şahit oldu.

 

Blues müziği sizin için ne ifade ediyor?

Blues herşeyden önce bir halk müziği. Ezilmiş insanların özellikle Amerika’da esir olarak kullanılan zencilerin sıkıntı, üzüntü ve isyanlarını tema olarak kullanıyor. Blues’un doğal olarak ortaya çıkmış bir kurgusu var. Her halk müziği gibi samimi, içten. Sipariş üzerine üretilmiş değil, iç güdülerle ortaya çıkmış bir müzik olarak anlıyorum ben blues’u. Rock müziğinin temelinde de blues vardır. Rock, blues’dan beslenerek, ondan ilham alarak bugünkü formata gelmiştir. Blues iç güdüsel bir müzik olduğu için tüm dünya toplumlarında yapılan müziklerle ortak noktaları vardır. Örneğin bizim ünlü Makber parçasının yapısı Blues’un üç akorlu yapısı ile benzerdir.

 

Kendi müziğiniz ile Blues müziği arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Biz de Anadolu’dan besleniyoruz. Binlerce yıldır süzgeçten geçerek bugünlere gelebilmiş, bizlerin dinleyebildiği türküler benim en büyük kaynağımdır. Çocukluğumdan beri dinerim ama arabamda Joe Satriani’nin de CD’si vardır. İkisini de dinlerim. Belki o yüzden bizim Moğollar’ın ya da benim müziğimi tek bir tür içinde kategorize etmek mümkün olmuyor. Bir Doğu-Batı sentezi yapıyoruz. Örneğin ben bağlamayı da klasik anlamda bağlamacıların tavrı ile çalmıyorum, çalamıyorum da. Gitar da çaldığım için gitar ve bağlamanın karışımından oluşan bir tavrım var. Kendi bestelerimi yaptığım için de o tavrım gelişti. Jerry Ricks ile yaptığımız Efes Pilsen Blues Festivali turnesinde ben bağlama da, cura da, yaylı tambur da kullandım. Bu birikimim ya da tavrım olmasa zaten pek uyuşmazdık. Yani kaynak yine halk müziği. Kendi müziğimiz ile blues’u harmanladık.

 

20 yıldır devam eden bu festival size ne ifade ediyor?

Her sene bu festivalin heyecanını duydum. Türkiye’de blues festivali yapmak aslında çok aykırı bir iş. Çünkü blues Amerikan kökenli, büyük kitlelerin tanımadığı bir müzik. Öte yandan Türkiye’de bu müziğin meraklıları da var ki onlardan bir tanesi de benim. Öncelikle bu organizasyonu 20 senedir sürdürdükleri, Türkiye’de bunu bir gelenek haline getirdikleri, blues’un yaşayan en iyi örneklerini buraya getirip onları insanlarla buluşturdukları için Efes Pilsen’i çok tebrik etmek gerekiyor. Efes Pilsen, markası için başka bir şey de yapıyor olabilirdi ama blues festivali yaptılar ve bunu devam ettirdiler. Bence saygı duyulması gereken bir organizasyon. Biliyorsunuz birkaç sene yapılıp sonra bırakılan çok festival oluyor ya da zaman içinde asıl amaçtan sapmalar yaşanıyor. Oysa Efes Pilsen Blues Festival amacından hiç sapmadı. Türkiye’de blues müziğinin daha çok tanınmasına katkıda bulunduklarını söylemek de yanlış olmaz.

 

Efes Pilsen Blues Festivali’ne nasıl dahil oldunuz?

Teklif Pozitif’ten geldi. Yerel bir sanatçıyı gelenlerle kaynaştırıp ortak bir performans çıkarılmasını sağlama fikri güzeldi. Bana Jerry Ricks’ten bahsettiler. Ben önce, ne yaparım, diye panikledim. Çünkü ben hep kendi müziğimi, kendi grubumla ya da kendi müzisyen arkadaşlarımla çalmaya alışığım. Sonra bir düşüneyim, dedim. Jerry ile şahsen tanışmadan önce Pozitif’in bana verdiği albümünü dinledim. Oradaki bazı parçaları bağlamada akor basarak çalmaya çalıştım. Biliyorsunuz bağlamada üç tel, tamburda tek tel var. Ama ben akor basabiliyorum. Baktım oldu, tamam dedim. Jerry Ricks’i tanıyınca da ne güzel ne muhteşem bir insan olduğunu gördüm. Ne yazık ki onu kaybettik. Jerry Ricks biliyorsunuz büyük bir Türkiye hayranıydı. Türkiye’ye taşındığında komşu olduk. Karısının ismi aslında Nancy ama takma ismi Naciye oldu. Bir yılbaşını hep birlikte bizim evde kutladık. Jerry çok konuşkan bir insandı. Onun sayesinde İngilizcem gelişti, çünkü hep aynı konuları konuşuyorduk. Kafalarımız çok uyuyordu, hayata dünyaya aynı bakış açısından bakıyorduk. İkimiz de aynı şeyleri değişik açılardan savunuyorduk.

 

Konser öncesi prova yapabildiniz mi?

Birlikte bir gün kadar prova yaptık. O da yetti. Kim nerede ne kadar solo atar onu bile çok detaylı konuşmamıştık. Sahnede kaş göz işareti ile anlaşıyorduk.

 

Konserler nasıl geçti?

Önce o sahneye çıkıyordu. Yarım saate yakın tek başına program yapıyordu sonra beni anons ediyordu ve ben çıkıyordum. Ona bağlamayla ve akorlarla eşlik ediyordum. Sonra o eşlik ederken ben solo çalıyorum. Bağlamayla soloya girdiğim zaman içeride bir alkış koptu. Sahneye doğru koşarak gelenler filan oldu. Resmen maçlarda takımını destekleyen taraftarların tezahüratı gibi ben çaldıkça tezahürat ediliyordu. Her konserde öyle oldu. Biz çok güldük tabii. Benim için unutulmaz bir anı ve unutulmaz bir tecrübe oldu. Bu anlamda da Pozitif’e, Uluç Dündar’a ciddi anlamda bir teşekkür borçluyum. Hayatımda unutamayacağım bir renk oldu.

Turne için ne diyebilirsiniz?

O turne muhteşem bir turneydi. Türkiye’ye daha önce hiç gelmemiş bu bluescularla aramızda hemen bir dostluk oluştu. Babadan klarnetçi bir müzisyen vardı. Ben ona bizim Hüsnü’nün (Şenlendirici) albümünü verdim dinlesin diye. Adam bu klarnet nasıl böyle çalınır diye komaya girdi. Uluç’tan duyduğuma göre albümü dinledikten sonra ‘Ben artık klarnet çalmayacağım’ demiş ve turnenin sonuna kadar çalmamış. Biz Jerry ile otobüsün arka tarafında takılıyorduk ve yolda bile çalmaya devam ediyorduk. Ön tarafta ise daha ağırbaşlı abiler oturuyordu. Yine unutamadığım birşey var; yerel bir halk sanatçısının, oradaki basit bir stüdyoda doldurduğu bir kasedi almıştık, yol boyunca onu dinlemiştik. O kaset otobüste kaldı maalesef. Bulsam şimdi, dinlesem keşke. Sahne arkası da çok keyifliydi, sahneye çıkmadan önce yiyip içiyorduk, muhabbet ediyorduk. Kısacası sahnede ayrı, sahne arkasında ayrı, otobüste ayrı eğlendik.

 

Jerry Ricks ile gerçekleşmeyen bir albüm projeniz oldu…

Jerry doğal bir müzisyendi yani nota bilgisi var ama pratiği yoktu. Ben de aynı durumdayım. Notayı okurum ama okumaktansa duyup çalmayı tercih ederim. O yüzden albüm biraz yavaş ilerledi. Niye yürütemiyorz bu işi diye birbirimize kızdık. Ben kendime de çok kızdım. Albümde her ikimizin de blues formatında besteleri olacaktı. Bu gerçekleşmeyen albüm için çalıştığım parçalardan biri Grup ZaN ile çıkardığımız ‘Toprak’ albümünde yer alıyor. Ama şunu da belirteyim; eskiden düşünürdüm, beni niye ailem ortaokulda konservatuara göndermedi diye… Ama belki o eğitimi alsaydım belli kalıpların içinde kalacaktım ve şu anda yaptığım müziği yapamayacaktım. Konservatuar mezunu çok değerli kişiler vardır, çocuk şarkısı yaparlar ama hiç bir çocuk o şarkıları söyleyemez ya da söylerken nefret eder. O kişilerin kafasında şablonlar vardır, hangi notadan sonra hangi notanın gelmesi gerektiği ya da gelemeyeceği bellidir. Belli kalıpların içinde kalınca da o doğallık olmuyor. Jerry’de de doğallık en üst seviyede vardı.

 

 

Jerry Ricks İzmir’deki basın toplantısında yaptığı müziğe “Anadolu Blues” deme noktasına gelebileceğini söylemiş.

Albüm için çalıştığımız döneme denk geliyor herhalde onun bu sözü. Jerry bizim türkülerimizi çok seviyordu. Bizim çeyrek seslere önce sinir olmuştu, çünkü Batı müziğinde olmayan bu sesler ona akordsuz geliyordu. Ama sonra alıştı ve hayran oldu. Müzikte herşey matematiktir. Virtüözlük noktasına gelmiş sanatçılara hiç bir müzik aykırı gelmez. Jerry’nin ise virtüözlük gibi bir iddiası yoktu zaten güzel tarafı da oydu. Blues’un kaynakğından yetişmiş, o tavrını koruyan has bir Blues’cuydu. Belki de yaşayan son örneklerden biriydi.

 

2009, Gazete Blues, Efes Pilsen Blues Festivali 20. Yılın Gazetesi 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s