Home

Efes Pilsen Blues Festival 16’nın sürpriz konuğu müziği ile kitlleri peşinden sürüklemiş bizden bir isimdi. Erkin Koray blues sevgisini ve kendi müziği ile blues arasında kurduğu bağı çok içten ifadelerle dile getirdi.

 

Blues müziğine eskiden beri özel bir düşkünlüğünüz var mı?

İlginçtir Anadolulu olmamıza rağmen müziğe, Amerikan müzikleri ile başladık. Türkiye’nin Batılı bir semtinde, Erenköy Caddebostan’da doğup büyümüş olduğumuz için blues, daha çok da rock ‘n roll dinlerdik. Elbette Türk müziği her zaman kulağımızdaydı. Belki de meraktan yabancı müziklere ilgi gösteriyorduk.

 

Blues müziğinin size en çok hitap eden tarafı nedir?

Bizim türkülerimiz neyse, blues da Amerikallar için, o. Blues müziğinin kendine mahsus kalıpları var. Blues çalarken, parçayı bilmeseniz bile önceden prova yapmadan birkaç kişi toplanıp o parçayı çalabilirsiniz. Çünkü bu müziğin, blues çalan müzisyenler tarafından çok iyi bilinen belli kalıpları var. O kalıplar sayesinde dünya üzerindeki herkesle müzikal olarak anlaşmak mümkün. Blues bir dünya dilidir. Benim için blues’un o yönü çok ilginç.

 

Kendiniz bluescu olarak görüyor musunuz?

Nasıl Chicago’da doğmuş bir bluescu oranın blues’unu yapıyorsa ben de buranın, İstanbul’un blues’unu yapıyorum. Ne o Chicagolu benim çaldığımı çalabilir ne de ben onunkini birebir çalabilirim. Bunun kabiliyetle ya da iyi müzisyenlikle ilgisi yok. Orada doğmuş adamın o işe bakışı ayrıdır benimki ayrı. Ben Türkiye’de blues çalan ender gitarcılardan biriyim. Çalmaya çalışan çok olabilir ama gerçekten çalabilen fazla yoktur. Blues ancak hissederek çalınabilir. Ben o hisse sahip kişilerden biriyim. Bu bir duygu meselesi… Ben blues dinlediğim zaman kendimi o müzikle bütünleşmiş hissediyorum. Ama benim blues çalışımda da kendime mahsus bir tarafım her zaman vardır, o da ayrı birşey.

 

Nasıl içinize işledi blues bu kadar, çok mu dinlediniz?

Evet, çok dinledim. Ben biraz meraklı tiplerdenim. Bizim dağ gibi plaklarımız vardı. Şimdi benimkilerin onda dokuzu nereye gitti bilmiyorum, ama hala bin kadar plağım duruyor.

 

Türkiye’de 20 yıldır devam eden bir blues festivali olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu süper bir performans. Bu konuyu ele alıp işleyen müesseseleri kutluyorum. Kolay kolay yapılacak iş değil. Herkesin harcı değil. Gerçekten büyük bir hizmette bulunuyorlar. Türk insanının bu tür müziği de dinlemesi lazım çünkü blues başka bir şey, blues’un kendine has bir özelliği var. O nedenle bu blues festivalinin ısrarla devam ettirilmesine seviniyorum. İnşallah hep sürer.

 

Efes Pilsen Blues Festivali’ne nasıl dahil oldunuz?

Teklif Pozitif’ten geldi. Blues ile yetişmiş olduğum için böyle bir festivalde yer almak çok hoşuma gitti. Hiç uzatmadan teklifi kabul ettim. Bu festival benim için hayatımda unutamayacağım güzel bir anı oldu. Ayrıca bu festival gördüğüm en başarılı organizasyonlardan biriydi.

 

Konserlerde açılışı siz yaptınız…

Normalde Pink Floyd gelse ben ilk çıkmam, çünkü ön grup değilim. Ama bluescularla, iş başka. Ben Amerika’da doğmadım. Blues festivaline çıkarken bluescuların benden sonra sahne almalarını, orada doğdukları için kabul ettim. Onlara benim o yönden saygı göstermem, misafirleri ağırlamam, ev sahipliği yapmam gerekir diye düşündüm.

 

Konserler nasıl geçti?

Şahaneydi, tıklım tıklımdı. Ben Türkiye’de blues’a böyle ilgi olabileceğini tahmin etmiyordum. İlginç de birşey yaşandı; İzmir konserine 84 yaşında bir izleyicim geldi. Sahnenin önüne, özel olarak onun için bir sandalye koydular, oraya oturdu ve izledi. Sonra öğrendim ki 36 sene önce beni bir kere de İzmir Fuarı’nda izlemiş. Zaten İzmir Fuarı benim çıkş yaptığım yerdir.

 

Konser programınızda neler vardı?

Normalde dört kişi çıkarız sahneye ama festivalde daha sert bir sound yaratabilmek için üç kişi çıktık. Konsepte uygun olması açısından parçalarımı farklı bir yorumla sundum. Bu bana da ilginç geldi, tahmin ediyorum ki dinleyenlere de ilginç geldi. Hiç bir konserimde Fesupanallah, Çöpçüler, Esterabim ve Şaşkın’ı söylemeden inemem sahneden. Festivalde de bunları ve başka parçalarımı çaldık. Bir de ‘Johnny be good’u söyledim.

 

Turne arkadaşlarınız Luther “Guitar Junior” Johnson, Syl Johnson ve Katherine Davis ile aranızda nasıl bir müzikal diyolog kuruldu?

Neden anlamadım, ama onlar beni gerçekten çok sevdiler. Konser sırasında, sahne arkasından dinleyip, neredeyse içerideki izleyiciden çok alkışladılar. Müzikal anlamda yaptığımı farklı buldukları için ilgi gösterdiler. Herkes gibi ya da kendileri gibi blues çalan birini oturup da dinleyeceklerini sanmam. Konserler dışında da hep yanıma gelip sohbet ettiler. Zaten onlar bluescu oldukları için dünyaya bakışları farklı, daha samimiler. O halleri benim de hoşuma gitti ve dostluk kurduk.

2009, Gazete Blues, Efes Pilsen Blues Festivali 20. Yılın Gazetesi 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s