Home

Konumuz Murakami. Hayır, yazar olan değil. Diğeri. Murakami Takashi. 

Tokyo’da kaybolduğum bir gün kendimi yol üstündeki kafeye attım ve panik halinin geçmesi için kahve içip dergi karıştırdım. Interview dergisinde rastladığım bir röportaj hem sakinleşmeme yardımcı oldu hem de beni meraklandırdı. Röportaj yapılan kişi Murakami idi. Ondan ‘Japon Pop Art’ının Samurayı’ diye bahsediliyordu. Yaptıklarında benim gibi manga (Japon çizgi romanları) ve anime (Japon çizgi filmleri) meraklılarına tanıdık gelen bir tavır vardı. Murakami, ‘Japon manga ve animelerinde herkes çocuksu bir tipe sahiptir. Sanırım bunun nedeni Japon insanlarının sorumluluk kabul etmek istememeleri.’ diyordu. Ve hemen ardından ‘Japonya’da yüksek sanat ve düşük sanat yok. Burada her şey tek boyutlu.’ diyerek şaşırtıyordu.

Madem Japonya’da yüksek ve düşük sanat yok o zaman ben de müze filan aramayayım, diyerek programımı değiştirdim. Sokaklarda aylak aylak gezinip kaybolmanın tadını çıkardım ve eve döner dönmez de Murakami’yi sorup soruşturmaya başladım. Şans eseri elime ‘Summon Monsters? Open the door? Heal? Or Die?’ isimli harika bir kitabı geçti. O zaman, okuduğum röportajda sadece buzdağının tepesini gördüğümü anladım. Şimdi size anladığım kadarı ile Murakami’yi anlatmaya çalışacağım.

Şanssızlık!

‘İşlerimde her zaman güzel şeyler yaratmak istedim. Tabii kendi standartlarımda.’ diyor Murakami ve şöyle devam ediyor,  ‘En büyük şanssızlığım Japonya’da doğmuş olmak. Bunun doğrudan bir sonucu olarak, iki gün başka yere gitsem Japon yemeğini özlüyorum. Bu istek içten geliyor. Artık durumumla mücadele etmeyi bıraktım. Direk Japon yemeklerine dalıyorum. Güzellik anlayışım da içten gelen isteklerimden, bedenimden, hatıralarımdan kaynaklanıyor. Soya sosu kokuyorsam elden ne gelir?’

Aslında Japonya’daki çağdaş sanat uzun zaman bu ‘soya sosu’ kokusunu reddetmiş, onu bastırmaya çalışmış. Kendini yabancılara beğendirmek için başka yollar denemiş. Murakami ise hem Japon hem evrensel yepyeni bir lezzet arayışına girmiş.

1962 doğumlu sanatçı 1986 ve 1993 yılları arasında Japon Resim Sanatı nihon-ga üzerine, Tokyo’da sıkı bir eğitim almış. Murakami, Japon sanat tarihi, manga, anime, otaku, Japon pop kültürü, savaş sonrası tarihi ve elbette yabancı ülkelerde üretilen çağdaş sanat eserlerinden beslendiğini belirtiyor.

Otaku kelimesini sanırım açıklamam gerek… Japon pop kültürüne, oyuncaklara, bilimkurguya aşırı meraklı kişilere verilen, hafif aşağılama içeren isim otaku. Murakami’nin hayatında ve sanatında bu kelime çok büyük önem taşıyor. Göreceksiniz.

Neyse…

Murakami’nin tanınması New York’ta yani çağdaş sanatın en önemli merkezinde gerçekleşmiş. Bu tanınırlık sayesinde Murakami ülkesinde daha fazla dikkat çekmiş. Türkiye ile Japonya’nın birbirine şaşırtıcı şekilde benzediği noktalardan biri de bu. Ülke dışında, Batı’da itibar görmek Türkiye’de olduğu gibi Japonya’da da büyük avantaj.

Eh, bu kadar ön bilgi yetsin. Artık Murakami’nin alemine dalalım.

DOB Karakteri

Murakami’nin yarattığı bir karakterin adı DOB. Bu karakteri ve ondan kaynaklanan seriyi tasarlarken Murakami, çağdaş dünyanın ikonlarını ve onların yaratıcılarını araştırmış. Cezanne, Dushamps, Warhol, Picasso ve Taro Okamoto’nun hem kendilerinin birer karakter olduğuna hem de eserlerinde karakterlere yer verdiklerine dikkat çekiyor. Piyasada onlarca yıl kalıcı olabilen, evrensel karakterler de Murakami’yi ilgilendiriyor; Mickey Mouse, Sonic the Hedgehog, Doraemon, Miffy, Hello Kitty üzerinde yoğunlaşıyor. Karakter yaratmak üstüne bayağı kafa yorduktan sonra, ortaya DOB çıkıyor. DOB’un ardından başka karakterler ve fantastik bir dünya çizmeye devam ediyor. Bu proje ile Murakami resim çizmenin çocuksu zevkine yeniden varmış. DOB zamanla, Murakami’nin alter egosu olarak da kabul gören bir varlığa dönüşüyor. Kimi tasvirlerde masum ve sevimli dururken kimi zaman da kaotik ve korkutucu görünüyor. DOB’un değişmeyen en önemli özelliği her zaman izleyiciye aynı soruyu yöneltmesi; ‘Neden?’

Çok masum görünen ve çocukların yetişkinlerden daha sık sorduğu bir bir soru ‘Neden?’. Yetişkinler büyük ihtimalle ya nedenleri bildiklerini varsayıyorlar ya da gerçek sebepleri öğrenmek istemiyorlar. Ne de olsa gerçekler can yakar.

Ne varki DOP, Japon sanat dünyasında pek de iyi karşılanmamış ve bu nedenle kendine güvenini kaybeden sanatçı ikonik bir karakter yaratmak ve kabul görmek için farklı bir yönde çalışmaya başlamış.

Çiçekler, Mantarlar, Kafatası ve Gözler

O ara Murakami ünlü modacı Issey  Miyake ile çalışmaya başlar. Miyake ve Murakami kendi aralarında bir anahtar kelime kullanırlar; ‘kaikai kiki’. Japon resim tarihinde ‘doğaüstü ve acaip’ anlamlarında kullanılan kelime Murakami’nin kuracağı şirketin ismi olur.

Daha sonra Murakami spiralleri kullanarak bir çiçek kozmozu yaratır. İlüstratör ve ressam Takehisa Yumeji’nin çizdiği mantarlardan etkilenerek yüzlerce mantar çizer. Mantarlar ve DOB karakterini biraraya getirdiği kurukafalar giderek kendi özerkliklerini kazanırlar. Bazı mantar çizimleri Japonya’nın yaşadığı atom bombası faciasına gönderme yapar. Kamera lensleri gibi tasvir ettiği, kıvrık kirpikli, oyuncu, kimi zaman da tehditkar ama her zaman insana dik dik bakan  göz desenleri Murakami’nin işlerinde bir başka öne çıkan nokta olur.

Muarkami’nin tüm bu çalışmaları hem iki boyutlu yüzeylerde hem de balonların üzerine basılarak sergilenir. Fakat Murakami’nin esas kafa yorduğu proje heykel projesidir.

Heykel Projesi

Bir otaku (ne olduğunu hatırlıyorsunuz değil mi?) nesnesi olan iki boyutlu anime figürlerini üç boyutlu hale getirmenin peşine düşer, Murakami. İki yıl boyunca çağdaş sanatta yer edinmek  uğruna mücadele verirken otakuluğundan geri kaldığını farkettiği için bu, bir anlamda o kültüre geri dönüştür. Kendine aynı DOB karakteri gibi ‘neden’ ile başlayan sorular sorar; ‘Neden ben bir otakuydum? Neden aniden döndüm? Neden bu tarafımı didikliyorum ki?…’

Bu dönemde Murakami kendini ve sanatını ‘otaku’ estetiğinde güzelliği aramaya adar. Hedefi birebir boyutlarda, yani insan boyunda, otaku anlayışında, Japon standartlarında ‘güzel’ olan ve ‘yüksek sanat’ olarak sergilenebilecek heykeller yapmaktır. Murakami’nin hedefini gerçekleştirmek için çabası ve arayışı onun manga, anime ve oyuncak endüstrisi gibi sektörlerle yakınlaşmasına neden olur. 10 yıl sonunda, onlarla birlikte çalışarak ortaya Miss Ko, Miss Hiropon ve My Lonesome Cowboy gibi heykel karakterler çıkarır. Siz de herşeyin nedenini soran DOB gibi bu iş neden 10 yıl sürmüş derseniz…

Tabular

Otakular arasında birebir, insan boyutunda anime/manga figürü üretmek bir tabu. Bu figürler doğaları gereği pornografik olduklarından, şişme kadın gibi seks objesine dönüşmemeleri için birebir üretilmiyorlardı/ürettirilmiyorlardı. Otakular her ne kadar toplumun normlarının biraz dışında görülseler de birebir boydaki manga/anime figürü onlar için de bir sınırdı. Ayrıca belki sadece ahlaki bir neden değil de otaku estetiğinin kendisi bu figürlerin küçük ve taşınabilir olmalarını gerektiriyordu.

Murakami’nin ise kafası başka türlü çalışıyordu. Bu, başkalarına göre ‘utanmaz’ plan Murakami’ye göre bir tür insan heykeli yapmaktan ibaretti. Böylece sanat tarihinde daha önce benzerine rastlanmamış tarzda bir eser verilecekti. Yepyeni bir düzlemde otaku estetiği ve otaku dünyası yeniden yaratılacaktı. Aşağı görülen bir estetik, yüksek sanat olarak sunulabilecekti. Murakami bu projenin otaku dünyasında yarattığı sarsıntıyı işe giriştikten çok sonra farkettiğini itiraf ediyor.

Murakami hayalindeki heykeli üretebilmek için son derece gelişmiş Japon oyuncak endüstrisinin ileri gelenleri, tasarımcılar, mühendisler ve teknisyenler ile sonu gelmeyecekmiş gibi görünen toplantılar maratonuna başlıyor. Bu tarz bir figürün 3 boyutlu olarak modellenmesi ve üretilmesi hakkında Murakami’nin çok büyük bir isteği olsa da hiç teknik bilgisi yok. Önce onunla çalışmayı kabul edenler sonradan yan çiziyorlar. Sektörlerinde tabu olan bir işi yaparak itibarlarını yerle bir etme ihtimali onları korkutuyor.

Murakami, figürün hem otakuların desteğini alması hem de sanatsal amaçlarına hizmet etmesi için gayret gösteriyor. Sonunda tam bir otaku stereotype’ı olan, piyasada mevcut karakterlerden birini  seçiyor. Hummalı ve kalabalık bir üretim sürecinin ortasında anime endüstrisinin Murakami’den önce birebir boyda bir otaku karakteri heykeli ürettirdiği ortaya çıksa da Murakami kendi heykelini tamamlatmaktan vazgeçmiyor.

İlk heykelin sergilenmesi fazla ses getirmiyor ama Murakami gideceği yönü bu sayede iyice netleştiriyor. Otakuların desteğini alacak bir estetik anlayışını umursamadan, bu sefer Miss Hiropon’u tasarlıyor. İlk heykelde zorlukla bulduğu çalışma arkadaşları Murakami’yi bu sefer tamamen terkediyorlar. Neden mi? Çünkü tasarımı çirkin buluyorlar. Güzellik üretmenin peşinde koşan Murakami gibi biri için çok acıklı bir durum. Gerçek birer otaku olan bu kişiler sanat tarihinde bu figürün edineceği biricik yer ve yenilikçi yaklaşımla hiç ilgilenmiyorlar. Tüm tersliklere rağmen Murakami, ilk heykel projesinden edindiği deneyimi de kullanarak 97 yılında, koca memeli Miss Hiropon’u ürettirmeyi başarıyor, 98 yılında ise My Lonesome Cowboy doğuyor. Her iki heykel de Japon kültüründeki ve otakulardaki, ergenlik komplekslerini ve cinsel fantazileri tasvir ediyor.

Hiropon ile New York’tan nihayet daha dişe dokunur bir reaksiyon alan ve artık iyi kötü tanınan Murakami istediği tarzda ve performansta çalışmak için bir ekibi ve yeri olması gerektiğine karar veriyor. Hiropon Factory de böylece kuruluyor.

Hiropon Factory

Tokyo yakınlarında kurulan bu atölye ya da fabrikada onlarca kişi çalışıyor. Murakami sanat dünyasında New York’un önemini hemen kavradığı ve yurt dışında ün sahibi olmaya çok önem verdiği için bir ofis de New York’ta açımış. Burasının en önemli özelliği sanata bir iş olarak bakılması.

Bill Gates’in kitaplarını okuyarak şirketini daha iyi yönetmenin yollarını arayan Murakami’nin tüm çizimleri ve kullandığı renkler Hiropon Factory’de

dijital olarak arşivleniyor. Murakami belki de kendi dijital clipart’ına sahip tek sanatçı. Yeni bir eser üreteceği zaman daha önce çizdiği şekillerden birini ya da bir rengi oradan alıp kullanabiliyor.

Hiropon Factory’de Murakami ile birlikte renk sorumlusu, renk karıştırıcısı, dijital altyapı hazırlayıcısı, dijital çizimci, ressam, 3D çizimcisi, prodüktör, modelci, figür fabrikasyoncusu, heykelci, paketleme ve nakliye sorumlusu, tasarımcı, internet sitesi tasarımcısı, halkla ilişkilerci, yönetici gibi görevleri olan kişiler ve yardımcıları çalışıyor.

New York ve Tokyo arasındaki saat farkı nedeni ile ‘üretim bandı’ 24 saat işler durumda. Her çalışan o gün yaptığı işlerin raporunu gün sonunda yazıp postalamak durumunda. Sanat eserinin biricikliği ve tekrar üretiminin olmamasına, sanatçının eserini bir başına yaratmasına alışık olanlar için pek aykırı bir durum. Ha, bu arada, Hiropon Factory aynı zamanda sanatçının evi. Murakami her ne kadar Japon doğmaktan dolayı kendini şanssız addetse de galiba ancak bir Japon’un adıyabileceği gibi kendini sanatına ya da pardon, işine adıyor.

Sadece kendisi değil onunla beraber çalışan herkes işkolik. Bu çalışkanlık sayesinde Murakami’ye ait bir eserin sadece sanatsal, düşünsel ya da estetik yönü göz doldurmuyor. Eserlerdeki mükemmel işçilik de görenleri hayran bırakıyor. Murakami’ye göre sanat ve ticaret arasında kalın bir çizgi yok. Bu arada Murakami’nin genç Japon sanatçıları ile de kuvvetli bağları var. Kimisi Murakami için çalışıyor kimisi de festival bile düzenleyen ve gençlerin sanat eserlerini pazarlayan çok yönlü şahsiyet Murakami’nin menejerliğinde kendi sanatını üretiyor.

Sonuç olarak Murakami, bir Japon için fazla benmerkezci, fazla konuşkan, fazla uluslararası, fazla gelenek kırıcı, fazla eleştirici. Ama yine kendisinin de söylediği gibi ‘soya soslu’.

Murakami hakkında daha anlatılacak pek çok ilginç şey var ama ben artık bu masanın başından kalkıp hayata karışmak istiyorum. Bence siz de öyle yapın.

Hillsider 51

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s