Home

Japonya’da yaptığım en iyi şeylerden biri Ghibli Sanat Müzesi’ni ziyaret etmekti.

Dünyaca ünlü Japon animasyon sanatçısı Miyazaki, prodüksiyon şirketi Ghibli Stüdyosu’nun çatısının altında yapılan işleri 2001 yılından beri burada sergiliyor. Müze sadece sergiledikleri ile değil, mimarisi ve sergileme yöntemleri ile de gezenin gönlünü fethediyor. Ghibli Sanat Müzesi aslında, animasyon sanatı aşkına adanmış bir mabed gibi. Burası, içinde kaybolmaya gönüllü olanlara mutluluk vaadediyor.

Tokyo’da alışveriş meraklıları Ginza’ya gider, animasyon meraklıları ise Ghibli Müzesi’ne… Eklektik bir ruhunuz varsa ikisine de gidersiniz. Ben ikisine de gittim. Dünyanın en lüks ve en pahallı markalarının, şık ve iddialı mağazalarının sıralandığı Ginza’ya gitmenin zor bir tarafı yok. Devasa şehir Tokyo’da, aklınıza estiği anda, bir iki tren aktarması yaparak kendinizi orada bulabilirsiniz. Ghibli Müzesi’ne gitmek ise çok daha meşakkatli. Ziyaretinizin günü ve saati için, müze yönetiminden haftalar önce randevu almanız gerek. Tokyo merkezden birkaç tren aktarması ile müzenin bulunduğu Mitaka banliyösüne ulaşıyorsunuz. Bu bölge Tokyo’nun geri kalanından farklı. Etrafta insanı ezen binalar yok. Her şey insancıl ebatlarda. Bir dere var, ağaçlar var, park var. Temiz bir hava var. Müze, tren garının hemen dibinde değil. Sizi Ghibli Müzesi’ne götürecek bir servis otobüsüne binebilirsiniz ya da dere kenarından yürüyebilirsiniz. O gün hava soğuktu ben otobüsü tercih ettim. Otobüsü beklerken Japonya’da her zaman olduğu gibi sıraya giriyorsunuz. Sıranın başında sarı renkli özel üniforma giymiş bir Ghibli görevlisi size yardımcı oluyor. Sırada, bol bol Japon çocuk ve Japon yetişkinleri var. Çok fazla turist yok. Sıkılmanıza fazla fırsat bırakmadan servis geliyor. Yetişkin Japon insanları hala kontrollü görünüyorlar ama çocuklar çığlığı basıyor. Çünkü bu herhangi bir otobüs değil. Otobüs, sarı zemin üzerine yerleştirilmiş sempatik Miyazaki karakterlerinin çizimleri ile dolu. Çocuklar rüya alemine dalmaya çoktan hazırlar. Sizin de içinizde kelebekler kanat çırpmaya başlıyor.

Rüya Alemine Bir Bilet

Hayao Miyazaki dünyaca tanınan Japonlardan biri. Osacar’lı Spirited Away (Ruhların Kaçışı) filmine imza atmış olan Miyazaki, ülkesinde bir sinema ustasından da öte, ‘Tanrı’ olarak görülüyor. Eh burası da o Tanrı’nın mabedi. Müze beyaz kremalı, çok katlı, pasta gibi bir yapı. Hiç 90 derecelik açı yok, sanki. Her şeyin kenarları yuvarlatılmış. Yüzünüze sersem ve iştahlı bir ifade, ister istemez yerleşiyor. İçinizdeki kelebekler havalanıyor. Japon insanlarını filan gözlemlemeyi bir kenara bırakıyorsunuz. 1000 yen sayıp biletinizi almak üzere yine kuyruktasınız. Sıra size gelmiş. Gözlerinizi binadan ayıramadan parayı uzatıyorsunuz, elinize bilet ve broşür veriliyor.

Ve İçeridesiniz…

Şimdi o pasta gibi yapının içindeyim. Önce ne tarafa saldıracağımı şaşırmış durumdayım.

Girişten aldığım broşüre bakayım diyorum, aynen şöyle bir yazı ile karşılaşıyorum:

‘Hadi, Hep Birlikte Kaybolalım.

Ghibli Müzesi’ndeki mottomuz bu. 

Tuhaf bir bina, özenle tasarlanmış sergiler, sadece burada izleyebileceğiniz orijinal kısa çizgi filmler, sıcak bir kafe…

Bu müzede pek çok ilginç şey keşfedeceksiniz. Takip etmeniz gereken bir rota yok. Kendi yolunuzu belirleyecek olan, yine kendinizsiniz.

Kendini bırakıp kaybolmaya gönüllü olanlar, buradan en fazla hazı alacaklardır. Hoşgeldiniz.’

İnanamıyorum. Tokyo’da gözün gördüğü her yerde işaret levhaları bulunur, her an yönlendirici anonslar duymaya da alışmıştım. Yani, şimdi burada her şey bana mı kalmış? Ben bu binayı, yalayıp yutmak, her girinti çıkıntısını kurcalamak, her tarafına dokunmak istiyorum. Nereden başlasam? Atın ölümü arpadan olsun deyip, girişiyorum. İlk durağım sinema salonu. Yine bir bilet almak gerekiyor. Yok ona bilet diyemem aslında, o bir hediye. Elimde tuttuğum bir Ghibli filminin üç karesi. Yerden bir karış yükseldiğimi hissediyorum. Ne de olsa animasyon aşkına buradayım ve elimde Tanrı’nın üç karesi var… Üstelik bu, daha ilk durağım.

Sinema salonu yine yuvarlak hatlı, yumuşacık bir mekan. Arka arkaya, nefis, kısa canlandırmalar izliyorum. Sinema salonu aydınlandığında ilk defa gerçek dünyaya dönme kaygım yok. Ne de olsa dışarısı da rüyanın devamı. Cam kubbeli hole çıktığımda yine bir şaşkınlık yaşıyorum. Bir tarafta spiral, ferforje, daracık bir merdiven var. Ayrıca üst katlara uzanan başka bir merdiven daha var. Katlar arasında köprüler var. Hepsine tırmanmam, her şeyi denemem, her yerden geçmem lazım. Bir de çocuklar için gizli geçitler var. Sığar mıyım acaba? Denemeyen ne olsun!

Mucizenin Tarifi

Salonlardan biri ‘animasyon nasıl yapılır’ sorusunun cevabını vermek üzere düzenlenmiş. Animasyonun tarihi burada, adeta değil resmen canlandırılmış. Çizim aşamaları, katmanlar oluşturma, bir araya getirme, arka arkaya koyma, sırasıyla oynatma ve ‘canlandırma’. Burada mucizenin tarifini veriyorlar. Çizgi film ya da canlandırma denen şey gerçekten de tarifi olan bir mucize. Elbette işin teknik kısmı için bu geçerli. Ya işin ruhu? Onun sırrına fazla insan varabilmiş değil. Miyazaki biraz da, bu sırra varmış nadir kişilerden biri olduğu için Tanrı addediliyor. Ghibli Studio’dan çıkan işlerin hepsinde o büyü var. Bir sonra gezdiğim bölüm de zaten bunu göstermek için kurgulanmış gibi. Bu bölüm animatörlerin çalışma odasının bire bir reprodüksüyonu. Karmakarışık masalar, çizim defterleri, storyboardlar, ağzına kadar dolu çöp tenekeleri, notlar ve taslaklarla dolu duvarlar, modeller, maketler, kaynak fotoğraf albümleri, çay ve kahve bardakları… Aklıma Picasso’nun bir sözü geliyor ‘İlham diye bir şey vardır, ama o geldiğinde sizi çalışırken bulmalı.’ Başta Miyazaki olmak üzere Ghibli Stüdyo’sunda herkes hummalı bir çalışma içinde. Müzenin o bölümünde bunu, iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Şimdi biraz da üst kata uzanalım… Buradaki bir odadan yoğun olarak çocuk cıvıltıları geliyor. Başımı uzatıp bakıyorum. Bir Miyazaki film kahramanı ile göz göze geliyorum. Kedi şeklinde bir otobüs ya da otobüs şeklinde bir kedi. Pofuduk bir malzemeden yapılmış. Çocuklar kahkahalar ve çığlıklar atarak, kelimenin tam anlamıyla otobüsün, pardon kedinin, ağzından girip burnundan çıkıyorlar. Kedinin de keyfi yerinde gibi 32 dişi meydanda sırıtıyor. Zevkten gırıldadığını, mırıldandığını duyar gibiyim. Bu katta müzenin dükkanı da var. Dükkanın adı ‘Mamma Aiuto!’ Bu, İtalyanca “İmdat anne!” demek. “Kurenai no Buta” -Porco Rosso ya da The Crimson Pig- filminin korsanlarına gönderme yapılmış. Dükkanın sembolü de papyonlu, sakallı ve dişleri meydanda sırıtan bir korsan. İçimden bütün müzeyi kucaklayıp eve götürmek geliyor. Bu hissime bu dükkan cevap verecek gibi değil. Zaten bir röportajında Miyazaki’nin şöyle dediğini okumuştum; ‘Hiç bir hediyelik eşyanın filmlerin önüne geçmesini istemiyorum. Buna izin vermem.’ Vermemiş de. Burası Disneyland değil. Olmaya hevesli de değil. Olmasın zaten. Bu müzeyi gezme deneyimi, başlı başına unutulmaz bir macera.

Ghibli Ne Demek?

‘Ghibli’ İtalyanca bir kelime. Sahra’da esen sıcak çöl rüzgarı anlamına geliyor. Aynı zamanda 2. Dünya Savaşı’nda kullanılan İtalyan keşif uçaklarına verilen isim, Ghibli. Miyazaki’nin uçan şeylere; uçaklara, kuşlara, ejderhalara, robotlara duyduğu ilgi malum. Bakınız; “Kaze no Tani no Nausicaa” (Nausicaa of the Valley of Wind), “Kurenai no Buta” (Porco Rosso ya da The Crimson Pig), “Majo no Takkyubin” (Kiki’s Delivery Service), “Sen to Chihiro no kamikakushi” (Spirited Away), “Hauru no ugoku shiro” (Howl’s Moving Castle) isimli filmleri…

Miyazaki Avrupa, özellikle de İtalyan mimarisine ilgi duyuyor. Kimi filmlerinde ve hatta müzede bu ilginin izini sürmek mümkün. Ghibli Stüdyo’nun işlerinin dikkat çeken bir özelliği de animasyonların tamamen elde yapılması. Bilgisayar efektlerine yüz vermeyen Miyazaki için el emeği çok önemli. Çizimlerin gerçeğe uygunluğu da en çok titizlendiği ayrıntılardan biri. Bu yüzden animatörlerin çalışma odası çizimlere kaynaklık eden fotoğraf albümleriyle dolup taşıyor. Miyazaki’nin Avrupa’ya gözlem ve veri toplama yolculukları yaptığı biliniyor.

Miyazaki’nin tüm filmlerinde mutlaka kendini gösteren bir başka önemli tema da doğa sevgisi. “Mononoke-hime” (Princess Mononoke) bu açıdan özellikle izlenmesi gereken bir Miyazaki klasiği. Kendinizi aynı müzede olduğu gibi filmin ve filmdeki güzelliğin kucağına bırakmalısınız. “Tenkû no shiro Rapyuta” (Castle in the Sky) filminde ise doğayı korumak üzere programlanmış robotlar var. Bu dev robotlar gelmiş geçmiş en sempatik robot tasarımına sahipler. Laputa’nın, yuvasından düşen kuşları yerine yerleştiren sevimli robotu müzenin tepesinde sizin yolunuzu gözlüyor. Onun yanına yine spiral bir ferforje merdivenden çıkıyorsunuz. Robotun bacağına sarılıp poz veren minik Japon çocuklarından fırsat bulup bir kare de ben poz veriyorum. Burada ayrıca balık şeklinde banklar var. bankın üzerindeki kolun ne işe yaradığını merak edip çevirirseniz, tıkır tıkır bir ses çıkarıyor. İsraftan hoşlanmayan ve sürprizleri seven Miyazaki müzenin çatısını da yeşillendirip işlevsel bir sergi ve gezi alanı haline getirmiş.

Kalbim Ghibli’de Kaldı

Bu macera da, bu yazı da bir noktada bitmek zorunda. Bütün müzeyi anlatabildim mi, sizi gitmiş kadar yapabildim mi emin değilim. Aslında kendim, müzenin her köşesini gezebildim mi ondan da emin değilim. Yine gitmek istiyorum, hep gitmek istiyorum. Yolunuz Tokyo’ya düşerse, animasyon aşkına bu müzeyi siz de gezin. Yolunuz Tokyo’ya düşmüyorsa, o zaman başta Miyazaki’ninkiler olmak üzere Ghibli Stüdyo’dan çıkmış bütün filmleri edinin. Ve dönüp dönüp izleyin. Aynı müze gibi bu filmler de, içinde kaybolmaya gönüllü olanlara, her seferinde, yeni keşifler ve mutluluklar vaadediyor.

Not

-İnternette gördüm, ‘Miyazaki Hayao and Ghibli Museum’ isimli bir DVD mevcut.  Merakı çok kabaranlara duyurulur.

-Ghibli, Japonya’da cibri okunur. 

Maviology, 2007 Bahar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s