Home

Geleceğe ışınlanmak için önce biraz geriye gideceğiz. Biraz derken yüzlerce yıl demek istiyorum.

Asya’nın kıyısında güneşli bir ada… Adanın çekik gözlü halkı kendi kendine bir hayat tarzı yaratıp ona sıkı sıkı bağlı kalarak yaşamaya kararlı. Bu uğurda ada gönlünü, gözlerini ve kapılarını  dışarıdaki dünyaya kapatmış. Yüzlerce yıl sadece kendi içine bakmış, kendini dinlemiş, kendisi için üretmiş, giderek iyice kendine has olmuş. Ama hiç birşey sonsuza kadar sürmez. Dünyada yeni kıtaların keşfedilmesi, uzak mesafe deniz ticaretinin gelişmesi ile bu güneşli ada artık hem isteyerek hem de istemeyerek, hem merakla hem de biraz korkuyla kapılarını, gözlerini ve gönlünü dış dünyaya açmış. Hem son teknolojinin hem de katı geleneklerin beşiği Japonya’nın kısa tarihi böyle. 20. yüzyılın Japonya’ya dünya savaşında yenilgi, atom bombası ile yıkım getirdiğini biliyoruz. Ardından, sadece birkaç on yıl içerisinde herkesin Japon mucizesi diye bahsettiği şey gerçekleşti. Savaş sonrası yapılan anlaşmalar gereği bir ordusu bile olmayan ve endüstrisi sadece ufak tefek şeyler üretmekle sınırlandırılan, doğal kaynakları kısıtlı, depremler sebebiyle devamlı sallanan bu adanın insanları 20. yüzyıla, yani teknoloji çağına icatları ile damgasını vurdu. Bugün eğer geleceğe ışınlanmak isterseniz, (hayır henüz bunu başaramadılar, ama üzerinde çalışıyorlardır eminim) siz sadece Tokyo’ya gidin. Çünkü onlar geleceği şimdiden yaşıyorlar.

Gece-Gündüz Tokyo

Gece Tokyo’nun hemen hemen her yeri ışıl ışıl… Devasa binaların üzerine yerleştirilmiş olan reklam panoları hareketli, görüntülü. Yukarıdan aşağı doğru akan kelimelerin harfleri adeta gökyüzünden yere doğru damlıyor.

Şehir, gündüz, ışıkları ile değil bu sefer insan kalabalığı ve her taraftaki uyarı işaretleri ile baş döndürüyor. Yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçmek üzere dimdik ileri bakan iki ordu görüyorsunuz. Herkesin de acelesi var. Tokyo büyük. Bir yerden bir yere gitmek için tren ve metro ilk tercih.

Otobüs Hatları ve JR – Japan Railways

Bu birbirine bağlı tren garları ve metro istasyonları o kadar büyük ki kendinizi bir havaalanında zannedebilirsiniz. Tren saatlerini ve güzergahlarını gösteren elektronik panolar var. Biletinizi bir makinadan alıyorsunuz. Doğru perona gitmelisiniz yoksa çok acıklı anlar yaşayabilirsiniz. Uçaktan korkanlar bence hızlı trene binerek kendilerini hazırlayabilirler. Tren istasyonunun bulunduğu bölge civarında otobüs kullanmak da mümkün. Duraklardaki zarif levhalar, o otobüsün rotası, saatleri ve duracağı duraklar hakkında her türlü bilgiyi veriyor. Nedense bu sefer ışıklı bir pano ya da elektronik bir pano ile karşı karşıya değiliz. İnsanın neredeyse ayıplayacağı geliyor. Otobüse bindiğinizde ise sizi banttan yayın yapan anonslar şaşırtıyor. Bu anonsların üzerine bir de şöför, ağzının kenarına iliştirilmiş olan mikrofondan çeşitli anonslar yapıyor. Araştırdım, sordum soruşturdum, ‘İlerleyelim beyler’ demiyormuş. Kaç dakika sonra hangi durakta olacağını, kafasına estiği için değil kırmızı yandığı için durduğunu filan söylüyormuş. Bunun için bir mikrofon şart mı, hatta bunları söylemek şart mı, bilemedim…

Asakusa ve Akihabara

Asakusa ve Akihabara Tokyo’nun birbirine tezat iki ayrı bölgesi. Asakusa’daki tapınak hem Japonlar’ın hem de turistlerin sıkça gittiği bir yer. Yıl başında burada dilekte bulunuluyor, kaynatılan büyük kazanlardan yükselen buhar şifa niyetine yüze sürülüyor. Tapınağa giden yolda sağlı sollu küçük hediyelik dükkanlar aslında insanı tapınaktan daha çok meşgul ediyor. Ama herşey bitip kendinizi tekrar caddeye attığınızda gelenksel kıyafetlerini giymiş, el arabası çeken bir kadın görüyorsunuz. Robotların, cyborgların diyarında olduğunuzu tapınak, alışveriş ve el arabası çeken kadın görüntüleri arasında unutmanız işten bile değil. O yüzden bu noktada size Akihabara’yı anlatmak istiyorum. Akihabara, Tokyo’nun Tahtakale’si.

Yine bir tren yolculuğu sonucu bu bölgeye ulaşabileceksiniz. Ve istasyondan dışarı adım attığınızda kaldırımda size bir robot çizimi ‘Hoşgeldin’ diyecek. Tokyo’da her markanın bir maskotu ya da tiplemesi var. Bir yerleşim bölgesinin de maskotu olması çok doğal. Tokyo’nun tahtakalesinin de maskotu sevimli bir robot ve kaldırımlar boyunca yere nakşedilmiş durumda. Gözünüzü kaldırımdan kaldırdığınızda yine gökten yere sağanak halinde damlayan harflerle karşılaşıyorsunuz. Neon ışıklı mağaza isimleri ve reklamlar. Yanyana sıralanmış binaların her birinde kat kat teknoloji ürünleri satılıyor. Aradığınız aramadığınız her şey ama her şey burada. Bu binalardan sadece birini gezmek bile tam bir gün alır. Her mağazada müziğin sesi sonuna kadar açık, satıcılar kimi zaman ellerindeki megafonlarla bağırıyorlar. Bildiğimiz pazar yeri mantığı. Ama satılanlar ‘kesmece karpuz’ değil. En son model teknoloji ürünleri. Bu arada, kimi mağazalarda pazarlık yapmak da işe yarıyor. Satış elemanları çoğunlukla İngilizce bilmiyor, ama sorun değil! Ortada duran bir bilgisayarın yardımı ile bunun da üstesinden gelmek mümkün. Siz ekrana İngilizce yazıyorsunuz. Bilgisayar Japonca çeviriyi yapıyor. Japon satış görevlisi bu satırları okuyup bazı ilginç sesler çıkarıp kafasını kaşıyıp birkaç kere eğildikten sonra kendisi oraya Japonca bir cümle yazıyor. Siz heyecanla beklerken bilgisayar onu da çeviriyor. Siz ekrandan İngilizce çeviriyi okuyup alışverişinizdeki bir sonraki adıma geçebiliyorsunuz.

‘Şifrenizi Unuttuysanız ya da Kaybettiyseniz…’

İşte duymaktan tedirgin olduğum bir cümle. Bu cümleyi dilini konuşmadığınız, yazısını okuyamadığınız, sizin konuştuğunuz dilleri konuşmayan, sizin yazınızı okuyamayan insanların yaşadığı bir yerde duyduğunuzu düşünün. Kabus gibi, değil mi? Benim hep çok az şifrem olmuştur. Kendi ülkemde bile yeni şifre almakta hep ayak direrim. Ama Japonya’da hiç bir inadınız sökmez. Eğer elinizdeki ağırlıklardan kurtulmanız şartsa Shinjuku’daki şu dolabı kullanmanız, kullanmak için de önce bir şifre almanız gerekiyor. Şifre bir slibin üzerinde yazılı. Slibi size bir makina veriyor. Dolabın kapısı slibe göre açılıp kapanıyor. Herşey otomatik. Dolabın slibin üzerindeki rakamları okuyacak gözleri bile var. Aman, slibi hangi cebinize attığınızı unutmayın yoksa dolabın kapağını asla açamazsınız.

Tokyo ve teknoloji deyince aslında anlat anlat bitmez ama finali bir evsiz ile yapmak istiyorum. Dünyanın sayılı bikaç ekonomisi içinde ilk sıralarda adı geçen, teknoloji zengini Japonya’da, herşeye sırtını dönmüş yaşayan evsizler de yok değil. Kalabalık ve ışıltılı caddelerde yürürken onlardan biriyle her karşılaştığımda bu güneşli adanın da kendini yüzyıllarca tüm dünyadan izole ettiğini hatırlıyorum.

Meraklısına Öneriler

Tokyo, filmlerde arz-ı endam ediyor! Lost in Translation, Babel ya da evsiz Tokyolular arasında geçen anime Tokyo Godfathers izlenmeye değer. Aklınızda olsun… Tokyo kimi filmlere ise ilham veriyor. Japonya’da yaşayan bir Amerikalı yönetmen tarafından çekilen taze anime Tekkonkinkreet hem hikayesi hem de mekanları ile heyecan verici. Film, 2007 boyunca dünyada festival festival dolaşacak. İstanbul’a da uğrarsa kaçırmayın.

Konak Dergisi, 2007 Mayıs

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s