Home

Kerime Nadir (1917-1984), Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk çok satan, çok okunan roman yazarlarından biriydi. Türkiye’deki kadın tarihi, edebiyat tarihi ve sinema tarihinde yeri vardır. Ancak, acaba onu yeterince iyi tanıyor muyuz? Hayattaki en yakın akrabası, kız kardeşinin oğlu olan Profesör Doktor Nejat Güney ile yirmibeş yıl aynı evde yaşadığı teyzesi Kerime Nadir hakkında konuştuk. Yazar hakkında az bilinen, hiç bilinmeyen ya da unutulmaya yüz tutmuş konular böylece tekrar su yüzüne çıktı.

Kerime Nadir yaşadığı dönemde ciddi edebiyat çevrelerinde piyasa romancısı olarak küçümsenmiş, toplumsal gerçekçiliğe yüz vermemesi nedeniyle kıyasıya eleştirilmişti. Ancak art arda gelen yıkıcı savaşlardan çıkmış, yönetim şeklinden alfabesine dek tüm yaşam düzeni değişmiş bir ülkede çok okunan ve etki yaratan romanları ile insanlara okuma sevgisi aşıladığı da kimi kaynaklarda teslim edilir. 20. yüzyılın ilk yarısında, toplumsal kadın ve erkek rollerinin ülkemizde ve dünyada yeniden kurgulandığı bir ortamda Kerime Nadir eserlerinde, iki cins arasındaki duygusal ilişkilere, bir melodram yapısı dahilinde yer vermiştir. Onun romanlarındaki ve filmlerindeki kadın-erkek ilişkileri, ülkenin yeni deneyimlediği modern hayat için bir tür model oluşturur. Üniversitelerimizin Edebiyat, Kültürel Çalışmalar ve Kadın Çalışmaları bölümlerinde Kerime Nadir’in eserlerini bu açıdan ele alan akademik çalışmalara rastlamak artık mümkün. Tüm bunların yanı sıra, ilk yayınlanan romanı olan Hıçkırık’ın 1937 yılında, yazar daha 20 yaşındayken yayınlandığını, yazarın Türk dilinde köklü bir geçmişi olmayan bir edebi türde, yani roman türünde 40 seneden fazla eser verdiğini anımsatmak da yerinde olacaktır.

Kerime Nadir daha çok aşk romanları, Yeşilçam’da sinemaya uyarlanan eserleri ve senaryoları ile hatırlansa da onun başka özellikleri de var. Yazar ülkemizde, Dehşet Gecesi isimli romanı ile erotik-gerilim türünde eser veren ilk isimlerden biri, belki de birincisidir. Kerime Nadir’in az bilinen bir başka yönü de yazdığı hikaye ve romanların yanı sıra kendi yazarlık anılarını kaleme almış olması. Romancının Dünyası (Yazarlık Anıları) adını taşıyan ve yazarın yaşamının son yıllarında kaleme aldığı bu kitap diğer kitapları gibi bugün ancak sahaflarda ya da bazı kütüphanelerde bulunabiliyor.

Romancının Dünyası’nı ben de sahaflardan aldım. Bu tamamen bir tesadüftü. Aklımda Kerime Nadir okumak yoktu. Sinema formasyonundan gelmemin etkisiyle, yazarın Yeşilçam ile ilişkilerini merak ettiğim için almıştım kitabı. Ustaca yazılmıştı, kolay okunuyordu, konu hiç dağılmıyordu, sayfalar ilerledikçe küçük kız çocuğu Kerime de büyüyor, yazarlığı bir meslek olarak eline alıyor ve onu hiç bırakmıyordu. Yazarın, yazmaya duyduğu sevgi, bağlılık apaçıktı. Ancak bu mesleki anı kitabının gölgede bıraktığı ya da hiç değinmediği şeyler de vardı. Kerime Nadir yazarlığı ile ilişkilendirmediği hiç bir konuya anılarında yer vermiyordu. Örneğin yazarın duygu dünyası, kadın-erkek ilişkileri, hiç evlenip evlenmediği bilgisi bu kitapta yoktu. Hep duygusal romanlar yazmış birinin anılarını yazarken kendi duygularına set çekmesi, adeta onlar hadım edilmiş gibi bir tavır içinde olması, kendisini sadece çok hırslı bir kariyer kadını gibi konumlandırması beni kendisi ile ilgili daha çok meraklandırdı. Kendi mesleğini kendi seçen, üstelik yazarlık gibi kadınların pek az varlık gösterebildiği bir alanı seçen, bunda ısrar eden, daha 1940’lı yıllara gelmeden kitapları sayesinde ekonomik özgürlüğünü kazanan, yayın ve sinema dünyasının çarkları arasında ufalanıp gitmeyen, sonra da kendi hayatını metinleştirmeye cüret eden bu kadın, tüm bunlar dışında nasıl bir kadındı? Cüret diyorum çünkü otobiyografiler ve hayat anlatıları daha çok erkeklere, hatta başarılı erkeklere özgü bir tür olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Kadınların da otobiyografiler ya da Kerime Nadir örneğinde görüleceği üzere mesleki anı kitapları ile bu türde ürün vermeleri zaman almıştır ve halen fazla yaygın değildir. Merakımın peşinden giderek Kerime Nadir’in yeğeni Nejat Güney’e ulaştım.

Nejat Güney’in anlattıkları sayesinde Kerime Nadir’i bir kadın, bir birey, ev halkından biri ve sonuçta bir insan (mesleği yazarlık olan bir insan) olarak gözümüzün önünde canlandırabileceğiz.

Bu röportajın edebiyatçılara, araştırmacılara, sinemacılara, yazan ve okuyan herkese ilham vermesini umuyorum.

Yazar Berna Gençalp’in Notu

-Bu söyleşiye eşlik eden tüm aile fotoğrafları ve albümünde yer alan gazete küpürleri Nejat Güney’deki Kerime Nadir arşivinden temin edilmiştir. Çoğu ilk defa yayınlanmaktadır. Geri kalanlar yani; kitap kapakları, ölüm haberine dair gazete küpürleri internetten derlenmiştir.

-Bu söyleşiye katkılarından dolayı Birep Aygün, Tülin Akçalı, Elif Aydoğdu Oral, Ayşe Havva Geyik, Elif Ilgaz ve Nurduran Duman’a teşekkürler.

Teyze Olan Kerime Nadir

Nejat Bey, nasıl bir evde doğdunuz?

Ben 1948 yılında Nişantaşı Teşvikiye semtinde, o zamanın rezidansı denilebilecek, 4 ana kapısı olan ve her birinde 16 daire bulunan Maçka Palas isimli bir apartmanın en üst katındaki 6 odalı, kocaman salonlu dairede doğmuşum. O tarihlerde İstanbul’un en büyük yapılarından olan bu yapı halen tarihi eser statüsünde olup dış cephesi korunarak içi tamamen yenilenmiştir ve günümüz gereksinimlerine uygun olarak, çeşitli fonksiyonlar görmektedir. Ben doğduğum zaman evde; annnem, babam, büyükannem ve teyzem hep birlikte yaşıyorlarmış.

Kerime Nadir, yazarlık anılarının yer aldığı, 1981’de yazar daha hayattayken yayınlanan Romancının Dünyası adlı kitabında sizden şöyle bahsediyor: “İki yıldan beri ağır hasta olan annemle aynı odada yatıyordum. Evlenen kız kardeşimle beraber oturuyorduk. Ama, adamlarımız dağılmış, hasta bakımı ve ev işleri üstümüze kalmıştı. Bundan başka, küçük yeğenim Nejat günden güne artan bir afacanlıkla ele avuca sığmaz bir ateş parçası kesiliyordu evde… Böyle bir ortamda dilediğim eseri yazabilmek elbette kolay değildi.” Gerçekten yaramaz mıydınız?

Ben çok küçükken nasıl yaramazlıklar yaptığımı hatırlamıyorum ama kardeşim olduktan sonraki afacanlıklarımı çok iyi hatırlarım. Ben o yaramazlıkları yaparken normal bir insan, değil roman yazmak, mektup bile yazamazdı. Kapısını kilitler çalışırdı. Açması için devamlı kapıya vurup taciz etmem, her gün yaptığım sıradan yaramazlıklardan birisi idi. Zannederim bu da yazacağı eserin üzerinde yoğunlaşmasını engellemeye yeterli oluyordu. Teyzemin çalışma odasının kapısını açık bulduğum zaman, bir-iki dakika içerisinde bütün kütüphaneyi alaşağı ettiğimi çok iyi hatırlıyorum… Odaya geldiğinde o manzara karşısında teyzemin ağladığı bile olmuştur.

Teyzeniz sizin ve kardeşinizin hayatında nasıl bir rol oynadı?

Teyzemin benim yetişmemde, bugün sahip olduğum değerleri ve konumu elde etmemde çok büyük rolü olduğunu düşünüyorum. Babam, devlet memuru olarak sabit gelirli olması nedeni ile, ancak evin giderlerini ve   annem ile kendi şahsi harcamalarını karşılıyordu. Benim eğitim giderlerimi giyim masraflarımı ve harçlıklarımın da bir kısmını teyzem karşılardı. Kardeşimin de eğitimine katkıda bulunur, bana yaptığı gibi onun giyim kuşam masraflarına da para harcardı. Çocuklar ile arası çok iyiydi fakat beraber oyun oynadığımızı hatırlamıyorum, ayrıca birlikte yurt içi gezilerine giderdik. Alış verişlerimizde de bizimle beraber olmayı isterdi.

Teyzeniz sizi okumaya teşvik eder miydi? Size kitap hediye eder miydi?

Evet okumamızı çok isterdi, özellikle kendi romanlarını okumamızı ister, biz ise derslerden ve diğer uğraşlardan vakit bulamadığımız bahanesine sığınarak bu isteğini yerine getiremezdik. Bu konuda çok sitemi olurdu ama ben macera romanlarını okumayı tercih ederdim.

Derslerinize yardım eder miydi?

İlkokulda okurken derslerimle annem ilgilenirdi. Galatasaray’da okurken nadiren Fransızca konusunda danıştığım olmuştur. Ancak beraber ders çalıştığımızı söyleyemem.

Siz çocukluktan gençliğe ve yetişkinliğe doğru yol alırken ilişkiniz nasıl gelişti?

Kendimi bildiğim günden itibaren teyzemi tanıdığım için ilişkilerimiz her zaman iyi yönde ve olumlu olmuştur. Benimle arkadaş gibi konuşur, benim sıkıntılarımda her zaman en yakın arkadaşım gibi beni dinler ve önerilerde bulunurdu. Özellikle yaz aylarında gerçekleştirdiği yurt içi gezilerde, doktor olarak meslek hayatına atılana kadar hep yanında beni isterdi demem yanlış olmaz.

Beraber yaptığınız seyahatlerden bahseder misiniz?

Soğuktan nefret ettiği için olsa gerek hep yaz aylarında geziye çıkardık. Daha çok Bodrum, Çeşme, Ayvalık gibi sayfiye kasabalarına giderdi. Bodrum gezilerinde birkaç kez benim arkadaşlarımdan da katılanlar oldu. Geceleri geç yatar dolayisiyle sabahları da geç kalkardı. Seyahatlerde de bu yüzden hep geç yola çıkardık. Günlük rutin alışkanlıklarını sürdürmede çok israrcı idi. Otomobil ile yapılan yolculuklarda sık sık mola vermek arzusu en sık tartışma nedenimizdi. Bunun dışında oldukça uyumlu, hareket etmesini seven biriydi, bana ayak uydurmaya çalışırdı.

Evde profesyonel bir yazarla yaşamak, onun üretim sürecine tanık olmak büyürken sizi nasıl etkiledi?

Ben 25 yaşıma kadar teyzemle aynı evde yaşadım. O benim için sadece teyzemdi. Onu hiç bir zaman profesyonel   bir yazar olarak düşünmezdim. Sanki roman yazmak onun bir hobisi gibi gelirdi bana. Annemden farkı, yazı yazarak vaktini geçiren birisi olmasıydı. İş dolayısıyle evimize gelen yapımcıları, oyuncuları da sanki arkadaşları gibi görürdük.

Kerime Nadir’in yeğeni olmanın en hoş ve en zor taraflarından bahseder misiniz?

Onun yeğeni olmak ve çeşitli topluluklarda bunu dile getirmek o zamanlar sık sık başvurduğum övünç nedenim idi. İlk defa, lise son sınıfta edebiyat öğretmenime bundan bahsettiğim zaman, ummadığım bir tepki ile karşılaşmıştım. Öğretmenimin, sonradan kıskançlıktan olduğunu düşündüğüm, teyzemi küçümseyici sözleri beni çok üzmüş ve şaşırtmıştı… Onun yeğeni olmanın zor taraflarını hiç görmedim. Toplum içerisinde ve meslek hayatımda zaman zaman ondan söz etmek gereğini duymuşumdur. Ancak bu bulunduğum ortamda değişik bir konu açmak veya tanınmış bir kişinin yakını olmanın verdiği keyfi o an için yaşamanın ötesinde, başka bir neden taşımazdı.

Günlük Hayatta Kerime Nadir

Duygularını açığa vurur muydu? Mizah duygusu kuvvetli miydi? Fıkra anlatıp taklit yapar mıydı?

Duygularını açıkladığını hatırlamıyorum. Belki bana açıklamayı uygun görmezdi. Ama kendisine yapılan bir haksızlık veya yanlışlık olduğunda kesinlikle benimle paylaşır, dertleşirdi. Sinirli olduğunu söyleyemem. Bazen onu kızdıracak şeyler yaptığımda darılır, bir süre benimle konuşmazdı. Tabii bunlar çocuklukta bana sözde kızmış gibi göründüğü sahte davranışlarmış. Yıllar sonar bunu anladığımı itiraf edeyim. Oldukça ağırbaşlı davranmayı tercih ederdi. Aslında gülmeyi severdi. Fıkra anlattığını hatırlamıyorum. Mizah duygusunun da çok ileri olduğunu söyleyemeyeceğim…Taklit yaptığını hiç görmedim.

Dışarıdan görünen Kerime Nadir ile evin içindeki Kerime Nadir farklı mıydı?

Evet, dışarıdan çok profesyonel bir yazar, displinli bir iş kadını gibi görünen teyzem ev hayatında son derece sade ve mütevazi bir yaşam sürerdi.

Bakımlı, şık bir kadın mıydı?

Mücevheri ve makyajı son derece sade olarak kullanan ender insanlardandı. Saçını hiç bir zaman boyamamış daima natürel kalmayı tercih etmişti. Kuaföre sadece saçını kestirmek için gider, başka bir işlem yaptırmazdı. Evde son derece sade bir pantalon ve gömlek ile dolaşır, soğuk havalarda üzerine hırka giyerdi. Belki, babam da aynı evde yaşadığı için olsa gerek gecelik veya pijama ile katiyen dolaşmazdı. Bir yere giderken şık ve sade giyinir, aşırılığa kaçmazdı.

Etrafı ile ilişkisi nasıldı? Bir şöhret gibi mi yaşardı yoksa ünsüz biri gibi mi yaşardı? Örneğin çarşı pazar alışverişini kendi mi yapardı?

Teyzemin, ünlü kişilerde gördüğümüz türden kaprisleri olduğunu hiç görmedim. Herkese sıcak davranır, kimseyi incitmezdi. Beraber olduğu yapımcılar veya oyuncular arasında da son derece mütevazi davranır, ilişkileri hep sıcak tutmaya çalışırdı. İş hayatında her sorununu kendi imkanları ile çözer ve menajer, asistan katiyen kullanmazdı. Romanlarını, daha kolay yazdığını ifade ettiği eski Türkçe ile yazar, daha sonra kendisi daktilo ile temize çekerdi. Çarşı Pazar alışverişi nadiren yapardı. Bu görev anneme aitti. Hatta istediklerini anneme söyler ona aldırırdı. Giyim kuşam konusunda alışverişi severdi.

Belli alışkanlıkları, tercihleri var mıydı?

Kahve içmesini çok severdi. Sigaranın zararlarının bilinmediği, her yerde reklamlarının yapıldığı dönemde, günde birkaç tane, kendi deyişi ile tüttürür, fazlasını asla içmezdi. Bazı akşamlar bir bardak kırmızı şarabın tadını çıkartır, sağlığına iyi geldiğini düşünürdü. En çok ızgara et sever, yağlı yemekleri tercih etmezdi. Masasının üzeri her zaman çok düzenli olur, dağınıklığa asla izin vermezdi. Benim afacanlıklarım arasında, onun çalışma ve yatak odasını dağıtmamın, kendisini ne kadar rahatsız ettiğini yıllar sonar anlayabildim.

Romancının Dünyası’nda Kerime Nadir, temizliğe ve düzene titizcesine önem veren bir insan olduğunu, ev hayatının son derece derli toplu ve düzenli olduğunu, kişisel işlerini kimseye bırakmadığını belirtir. Sizin tanık olduğunuz kadarı ile ev hayatına, ev işlerine katılımı nasıldı?

Ev işlerine fazla katılımı yoktu. Yatak odası ve çalışma odası olarak kullandığı kendi odalarının düzenini sağlar, diğer ev işlerini anneme bırakırdı. Ev işlerine yardımı son derece sınırlıydı. Annemin bu konuda şikayetçi olduğunu bildiği için de yazarlık ile bu işlerin birlikte olamayacağını söyleyerek kendini savunurdu. Yemek yapmak, çamaşır yıkamak gibi işleri hiç bir zaman yapmamıştır. Aşırı titiz olduğu için evde çalışanımız da olmazdı. Günlük çalışmaya gelenleri beğenmezdi.

Kerime Nadir’in ev halkı ile arası nasıldı?

Babam sıcak sevmeyen, sağlıklı ve hareketli bir yapıya sahipti. Teyzemle bu konuda tamamen zıt bir yapıda olduklarından, bazen kısa süreli tartışmaları olduğunu hatırlıyorum. Benim yaramazlıklarım da aile arasında sorun çıkartırmış. Bunları sonradan öğrendim. Gençlik yıllarımda, teyzemin sahip olduğu otomobili üzerindeki yasak arzularımın da çok sorun çıkarttığını söylemeden geçemeyeceğim… Bir de yaz aylarında Bostancı’da kaldığımız yazlığımızda, ben 6-7 yaşlarında iken gündüzleri bahçede baktığım, akşamları da eve aldığım beş tane çok sevimli kedi yüzünden çok sorun yaşadığımızı hatırlıyorum. Babam da kedileri benim kadar severdi. Teyzemin sevmediğini söyleyemeyeceğim ama aynı odada yattığımız için, gece yatağıma aldığım kedilerin, ben uyuduktan sonra teyzemin üzerine atlayıp onu uyandırmaları ve teyzemin gece onları tekrar bahçeye çıkartması ve benim de eğer gece uyanırsam kedileri tekrar içeri almam, evde babamla teyzem arasında ciddi tartışmalara yol açıyordu. En sonunda, teyzem tarafından bana alınacak bisiklet karşılığında, kedilerin evden uzaklaştırılmasını kabul etmek zorunda kaldım. Bu olay babamı çok rahatsız etmişti. Babam, benim kedilere olan sevgimden bir bisiklet uğruna vazgeçtiğimi düşünmüş olmalı… 

Aileyi ilgilendiren kararlarda nasıl bir tavır takınırdı? Dediğim dedik biri miydi?

Bu konularda çok yumuşak başlı olduğu söylenemez, ancak annem uyumlu bir insandı. Polemik çıkmaması için elinden geldiğince teyzemin isteklerine uyum sağlamaya çalışırdı. Belki annem de sert mizaçlı bir kişi olsaydı, ev ile ilgili konularda çatışma yaşanabilirdi.

Çok üzüldüğü ve çok sevindiği bir olayı hatırlıyor musunuz?

Türkan Şoray’a çok değer veriridi. Onun bizim evi ziyaretine çok sevinmişti. Çok üzüldüğü olaylar ise filme alınan romanlarının değiştirilerek, romanın ruhundan uzaklaşılmasıydı.

Anılarından öğrendiğimize göre genç kızlığında yaşadığı Emirgan’daki evde, odasının bir köşesinde fotoğraflarını bastırdığı bir atölyesi varmış. Daha ileriki yıllarda, Maçka’daki evde ve Ataköy’deki evde suluboya ve yağlıboya resim de yaparmış. Bu resimleri çevresine hediye edermiş. Ailede o fotoğraflardan veya resimlerden kalanlar var mı acaba?

Tabii, bazılarını yakın dostlarımıza dağıtmamıza ragmen, halen evimizde duvarları süsleyen resimleri mevcuttur. Muayenehanemde de bir tane suluboya tablosu duvarda asılı duruyor. Çok düzenli olduğu için gençlik yıllarında çekilen resimleri bir kaç albümde tarihleri ile gayet düzenli bir şekilde toplamıştır.

Romancının Dünyası’nda konsevatuar eğitimi aldığından ama yarım bıraktığından, keman ve başka enstrümanlar çalabildiğinden bahsediyor. Siz onu hiç dinlediniz mi? Müzikle arası nasıldı?

Evet, enstrüman çalardı. Özellikle keman çalar, biraz da piyano bilirdi. Hatta evimizde annem piyanoda, teyzem kemanda, komşumuz Albert Bey de cümbüşte beraberce toplandıklarında fasıl yaparlardı. Halen bu fasıllardan bir tanesi, o zamanki teknikler ile kaydedilmiş şekli ile kasette mevcuttur. Daha çok alaturka müziği severdi ama Türkçe pop da sıkılmadan dinlerdi. Yabancı pop müzikten hiç hoşlanmaz, biz dinlerken sesini kısmamızı isterdi.

Yenilikleri takip eder miydi?

Yenilikleri olabildiğince yakından takip eder ve yararlanmak isterdi. 1960 yılında bir araba satın aldı. Daha önce ehliyetini almıştı. Bir şöför tutarak pratiğini arttırmak istedi. O tarihlerde araba süren kadın şöförler hemen hemen hiç olmadığı için, onun araba sürdüğünü görenler hayretle birbirlerine gösterirlerdi. 1960 yılında İstanbul’un Levent semtinde çok az yerleşim mevcutken ve yol da Gayrettepe’den sonra boş olduğundan şöför ile oraya kadar gider daha sonra kendisi direksiyona geçerek çalışırdı. Benim için de kendisine eşlik etmek çok büyük keyifdi. Çok iyi şöför olduğu söylenemez, özellikle park konusunda çok sıkıntılı anlarımız olmuştur. Bugün olsa, herhalde bu trafik kaosunda, araç kullanmayı düşünmezdi. Yaşadığı yıllarda cep telefonu yoktu. Türkiyede ilk televizyon yayınları, Teknik Üniversite’nin haftada bir gün (Perşembe günleri) iki saat süresince yaptığı deneme yayınlarından ibaretti. O yayınları inanılmaz bir merakla bekler ve izlerdi. Bugünkülere oranla son derece ilkel olan bu yayınları izleyebilmek için, o zamana göre çok pahalı olan siyah-beyaz bir televizyon almıştı. Balkanlardan yansıyan bazı yabancı yayınları da alabilirim düşüncesi ile, bugün artık kullanılmyan rotorlu televizyon antenini inanılmaz paralar vererek kurdurmuştu. Bütün bu masraflara ve harcanan emeğe rağmen hiç bir zaman kaliteli ve devamlı bir yayın izlemesi mümkün olmamıştır. Bugünkü teknoloji sağlığında var olsa herhalde televizyon karşısında yaşar ve başka hiç bir işe vakit ayıramazdı diye düşünüyorum. Zira ömrünün son yıllarını ilk kurulan TRT yayınlarına ayırdı desem pek yanlış olmaz.

Kerime Nadir’in telif ücretleriyle geçinebilen az sayıdaki yazardan biri olduğu söylenir? Hatırladığınız kadarı ile kazancı iyi miydi?

Kazancı o zaman ki şartlara göre ne durumda idi bilemem. Ancak sıkıntı çekmeden yaşardı. 1960 yılında özel otomobili olan sayılı insanlardan birisi idi. Oturduğu Maçka Palas apartmanı ise o zamanın en lüks binalarından birisiydi. Kirasını babamla paylaşmazlar, kendisi öderdi. Benim ve kardeşimin eğitim ve giyim masraflarımız da kendisine aitti. Cep harçlıklarımın büyük bir kısmını ondan alırdım. Ancak Bostancı’daki yazlık villasını ve daha sonra oturduğu Ataköy’deki daireyi kredi ile aldığını biliyorum…

Ailesiyle birlikte yaşadığı Emirgan ve Maçka’dan sonra kendi kazancı ile yaptırdığı, planlarını da kendi çizdiği Bostancı’daki müstakil evi Hayalsaray’dan bahseder misiniz? Burası sizin de yazlarınızı geçirdiğiniz yazlık bir mekandı değil mi? Sanırım, artık bu yapı yok.

Romancının Dünyası’nda “Hayalsaray” ismi ile bahsettiği ev hakikaten, bir hayalden öte bir saray değildir. Yaklaşık 100 metrekarelik 3 oda ve bir salondan oluşan, bahçeye açılan balkonu olan, 1 dönüm bahçe içerisinde tek katlı bir villadan ibarettir. Bostancı İçerenköy yolu üzerindeydi. 1955 yılında toplu taşıma aracı olarak 1.5 saatte bir, sadece tek bir otobüs geçerdi. O civarda sadece 3-4 villa vardı. Son derece sessiz ve bakir bölgede bulunduğu için olsa gerek, o zamanın şartlarına göre saray olarak isimlendirdiği bir yapıdır. O zamanın şartlarına göre hayalini kurup, sahip olabileceği en mükemmel yapı olduğu için de ironik olarak Hayalsaray diye ismlendirmiş olabilir. 10 yıl boyunca yaz aylarında kullandığımız bu yapıyı Ataköy’deki evi satın alınca kiraya verdi. Birkaç ay kirası ödenen evi daha sonra satmaya karar verdi ve aldığı para ile de Ataköy’deki evin borcunu kapattı. Evin bulunduğu arsada şimdi 8 katlı, çift daireli koskoca bir apartman bulunuyor. O ev satılmasaydı şimdi en az 8 daire sahibi olacaktım diye oradan her geçişte hayıflandığım oluyor.

Kerime Nadir’in, aile evinden çıkarak, ilk defa tek başına yaşamayı deneyimlediği Ataköy’deki apartman dairesinden bahseder misiniz? Orada kaç yıl tek başına yaşadı? Onlarca yıl sizinle ve öncesinde kendi ebeveynleri ile birarada yaşadıktan sonra, tek başına yaşamaya kolay ayak uydurabildi mi?

Teyzemin Ataköy’deki evi 1962 yılında aldığını biliyorum. Ataköy’ün ilk sakinlerindendir. 2 kapılı, 3 katlı bir blok apartmanın 2. kattaki, 130 metrekarelik bir dairesini almıştı. Tam üstündeki dairede, o evi almasına sebep olan arkadaşı Hilmiye Doğu oturuyordu. Hilmiye Doğu uzun yıllar devlet memuriyetinde çalışmış, gümrük muayene memuru olarak Karaköy gümrüğünde görev yapmış, hiç evlenmemiş, teyzem gibi yeğenleri olan bir hanımdı. Bugünkü terminoloji ile “kanka’’ diyebileceğimiz yakınlıkta bir dosttu teyzeme, Hilmiye Hanım. Teyzem Ataköy’deki evi çok sevmişti. Ben de yaz aylarında, okul tatillerinde teyzemde kalırdım. Daha sonra okul zamanlarında da kalmaya başladım. Yeni edindiğim arkadaşlarımla çok iyi görüşür, konuşurdu. İlk eşim olacak kızla da dialoğu çok iyi idi. Sonradan, o kızın ailesinin uzaktan teyzemin akrabası olduğunu öğrendik. Ve o zamana kadar böyle bir akrabasının Ataköyde varlığından haberi olmadığını farkettik. Teyzem 1984 yılında vefat edinceye kadar bu evde yaşadı. Hiç bir zaman yanlızlık çektiğini düşünmüyorum zira Hilmiye Hanım her an onun yanında idi. Ben ve kardeşim de onu hiç yanlız bırakmadık. Annem ve babam da çok sık gelirlerdi. Beraber oturduğumuz yıllarda hiç ev işlerine yardım etmeyen kadın, kendi evinde çok iyi bir ev kadını olmuş ve evin her işini kendisi yapar hale gelmişti.

Kerime Nadir’in yaşadığı döneme denk gelen önemli siyasi ve toplumsal olaylar var ancak bunlardan anılarında hiç bahsetmiyor. Örneğin Atatürk’ün cenazesi, çok partili sisteme geçiş, İstanbul’daki 6-7 Eylül olayları gibi tanıklık etmiş olabileceği tarihi olaylar ile ilgili tavrı neydi?

Atatürk’e karşı hepimizin olduğundan daha fazla sevgisi ve saygısı vardı. Öldüğü zamanki duygularını bilmiyorum ama herkes gibi onun da ağladığını annemden duymuştum. Atatürk’ün partisine oy verdiğini biliyorum. Siyasetle ilgilenmezdi. 6-7 Eylül olayları olduğu zaman ben 9 yaşındaydım, olanları çok az hatırlıyorum. Ama devamlı alış veriş yaptığımız pastane, manifaturacı gibi bazı esnafın, gayri müslim oldukları için dükkanları yağmalanmıştı. Daha sonraları teyzemin dükkan sahipleri ile dertleştiğini ve olaylardan duyduğu üzüntüyü onlarla paylaştığını hatırlıyorum.

Kerime Nadir’in din konusundaki yaklaşımı nasıldı?

Teyzem Allah’a ve dine inanan bir kişiliğe sahipti. Ramazanda orucunu tutar, namaz da kılardı. Kurban keser, gerektiğinde mevlütlere de katılırdı. Ancak 365 gün namaz kılmazdı. Yobazlardan nefret ederdi. Din konusunda aydın kişiler gibi düşünürdü. Türkiye’de adet olduğu üzere, cumadan cumaya veya ramazandan ramazana ibadet aklına gelmezdi. İnançları içinde saklı idi. Batıl inançları yoktu. Onun sağlığında din konusunu bu kadar istismar edecek ve ondan nemalanacak bir  topluluk da bulunmadığı için olsa gerek, oruç tutup tutmamasını, namaz kılıp kılmamasını, soru konusu yapacak  bir ortam yoktu….

Tanık olduğunuz kadarı ile Kerime Nadir’in nasıl bir hayatı oldu?

Mesleki açıdan kendisini tatmin edecek düzeyde ün ve başarı elde etmişti. Hemen hemen bütün Türkiye’de okur-yazar insanların tanıdığı bir isimdi. Mesleği yaşamının her gününü dolduruyordu demek, doğru olur. Özel hayatında benim tanıdığım hiç bir erkek olmadı. Zaten buna vakti de yoktu, sanırım. Ama arkadaşları vardı ve bunlarla bazen toplanırlar, seyahatler organize ederlerdi. Bugünkü görüşüm onun, yaşamında daha iyi yerlerde ve şartlarda olması gerektiği şeklindedir. Bu kadar popülaritesi olan bir yazarın çok daha renkli bir yaşamı olabilirdi. Belki her şeyi kendisinin yapmak istemesi, daha başarılı olmasını yavaşlatmış olabilir.

Aşk ve Kerime Nadir

Romancının Dünyası’nda Kerime Nadir, evlilik teklifinde bulunan hayranlarından bahseder. Özellikle bir tanesi diğerlerinden daha çok ön plana çıkar. O kişi ile nişanlanır ancak kandırılacağını anlayarak bu evlilikten vazgeçer. Kerime Nadir’in aktardığına göre yazarlıktan iyi para kazanıyor olması kimileri için Kerime Nadir’i cazip kılmaktadır. Anılarında bunlara yer veriyor ama gerçekten hiç evlenip evlenmediğine değinmiyor. Doğrusunu siz anlatır mısınız?

Teyzem bir kez, 1941 yılında evlenmiştir. Bu evliliğin bir ay kadar sürdüğünü ve daha sonra ayrıldıklarını anlatmıştı. Bu konuda katiyen detay anlatmadı. Sadece çok sıkıştırdığım bir gün, eşinin çok kaba davranışlar içerisine girdiğini ve böyle birisi ile anlaşma olasılığının bulunmadığı için ayrılmak zorunda kaldığını söylemişti. Bir daha da bu konu açılmadı. Galiba uzak akrabalardan birisi olduğunu söylemişlerdi. Bu konuyu çok net hatırlamıyorum. Ancak, uzak da olsa, akrabası ile evlenen birisinin çok kısa bir zaman sonra ayrılması, akla ilk olarak, acaba ‘’cinsel bir anlaşmazlık’’ mı söz konusu oldu, fikrini getiriyor. Daha sonraki yıllarda da erkeklerle yakın dostluk kurma çabalarının olmaması ve tekrar evlenme arzusunun bulunmaması da kadınsı fonksiyonların yeterince gelişmemiş olduğunu düşündürebilir. Teyzemin düğününde çekilen, aile fertleri ve dostların bulunduğu resmi kendi hazırladığı albümde görmek mümkün. Ancak eşinin bulunduğu bölüm kesilerek çıkartılmış ve çok ustaca resmin geri kalan iki parçası birleştirilmiş. ilk bakışta bu değişikliğin fark edilmesi mümkün değil. Çok dikkatli bakıldığında veya damadı görmek istediğinizde damadın resimden çıkartıldığını farkediyorsunuz. Ancak başka bir aile albümünde kesilmemiş bir düğün fotoğrafı da mevcut.

Kerime Nadir’in romanlarında konu ettiği aşkların tamamen hayal ürünü olup olmadığı merak edilir. Kendisinin böyle aşklar yaşamamış olduğunu sizin anlattıklarınızdan anlıyoruz. Anılarında bu konuya hiç değinmemiş olması da böylece açıklık kazanıyor… Romanlarına ilham veren kişilerden, olaylardan haberiniz olur muydu? Bunları sizinle paylaşır mıydı?

Ben teyzemin hayatında, az önce bahsettiğim kısacık evlilikteki damattan ve bir de menfaat temin etmek amacı ile onunla bir evliliğe kalkışan kişiden başka, bir erkek olduğunu duymadım. Değil aşk yaşadığı, gezdiği erkek olduğunu bile hiç duymadım… Aşklar tamamen hayal ürünü olarak anlatılmıştır. Belki bazı eserleri gördüğü, duyduğu, yaşadığı olaylardan esinlenerek tasarlamış ve yazmıştır ama romanların içindeki aşklar tamamen hayal ürünüdür.

Yazar Kerime Nadir

Soyadı olan Azrak’ı kullanmak yerine babasının ilk adı olan Nadir’i kullanmasının nedenini biliyor musunuz?

Maalesef bu konu hakkında tam olarak bilgim yok. Ama nüfus cüzdanında Kerime Azrak olarak kayıtlıdır. Belki, Nadir ismi kulağa daha hoş geldiği için veya babasının hatırasına hürmeten kullanmıştır, diye düşünüyorum.

Romancının Dünyası’nda Kerime Nadir, yazdıklarını yayınlatmak istediğinde önce ailesinin ona yazmayı yasakladığını anlatır ve şöyle der; “Artık gizli gizli yazıyordum. Küçük kız kardeşime bir görev verilmişti. Yazı yazdığımı görürse hemen büyüklere bildirecekti”. Ancak Kerime Nadir’in yazması, daha sonra da yazdıklarını yayınlatması engellenemez. İlerleyen yıllarda ise Kerime Nadir, yazdığı romanları ilk okuduğu kişinin kız kardeşi olduğunu, onun fikirlerinden faydalandığını belirtir. Annenizin teyzenizin yazı kariyerine yaklaşımı nasıldı?

Annem oldukça akıllı bir kadındı. Teyzemin yazıları sayesinde geçimini sağladığını idrak etmiş bir kişi olarak onu daima destekler, bu nedenle ev işlerinde ondan herhangi bir beklentisi olmazdı. Teyzemin de annemin düşüncelerine önem verdiği gerçekti. Roman müsveddelerini annem can kulağı ile dinler, beğenmediği bölümler hakkında yorum yapardı. Teyzemin de bu yorumları dikkate aldığını ve gerekli düzeltmeleri yaptığını düşünüyorum.

Kerime Nadir, kızkardeşinin evlenmesi ve anne oluşunun ardından evdeki meşguliyetlerinin çok arttığını ve artık yazdığı romanlar hakkında yorum yapmak için dikkatini veremediğini aktarır. Ondan eskisi gibi destek alamamaktan yana dertlidir. Daha sonra Hilmiye Doğu isimli bir arkadaşından destek görmeye başlar. Anladığım kadar ile Kerime Nadir, Hilmiye Doğu’dan gönüllü bir destek alır. Aralarında bir tür dayanışma var, gibi. Bu, Kerime Nadir’in ölümüne dek süren bir dayanışma mı oldu?

Ben doğmadan ve kendimi bilmemden önce, annem ile romanlar konusundaki ilişkilerini bilemem. Hilmiye Doğu ile tanışması 59-60 yıllarına rastlar. Yani ben 12, kardeşim de 6 yaşına gelinceye kadar bu roman değerlendirme görevini tamamen annemin yapmış olması gerekiyor. Hilmiye Hanım ile ‘’kanka’’ seviyesinde dost olduktan sonra bu görevi onun üstlendiği doğrudur. Zaten 1962 yılından sonra Ataköy’de Hilmiye Hanım ile komşu oldular. Hilmiye Hanım o yıllarda emekli olmuştu, artık her anını teyzemle yaşıyordu. Yatmadan yatmaya kendi dairesine gider bütün gününü teyzemle beraber geçirirdi. Bu birliktelik teyzem ölünceye kadar sürmüştür…

Kerime Nadir Romancının Dünyası’nda Seyit Kemal Karaalioğlu’nun Resimli Türk Edebiyatçıları Sözlüğü’nde kendisi hakkında verilen bilgiden hoşnut görünür. Aktardığına göre bu sözlükte kendisiyle ilgili “… Kerime Nadir’in romanları, halkımıza okuma sevgisini aşılaması, gerçekçi romanlara okuyucuyu hazırlaması bakımından dikkate değer…” denmektedir. Teyzeniz bu tip konuları evde de gündeme getirir miydi? Kendisi hakkında yapılan hoşlandığı ve hoşlanmadığı yayınlardan bahseder miydi?

Teyzem kendisi hakkında yapılan övücü yayınlardan çok hoşlanır ve bunları muhakkak dile getirirdi. Okuyucu mektupları, gazetelerde ve dergilerde çıkan yazıları çok dikkatli takip eder, onları kesip saklardı. Daha sonra bunları albüm haline getirmiştir. Hoşlanmadığı yayın ve eleştirilerden de aynı şekilde bahseder, ancak çok üzülürdü. Selim İleri’nin kendisi hakkında yazdığı küçültücü eleştiri yazısı onu çok yaralamıştı. Günlerce bu konu evde konuşuldu.

Bir magazin figürü olmaktan kaçındığını tahmin ediyorum ama medya ile arası nasıldı?

Medyada kendisi hakkında, filme alınan romanlar ve eserleri ile ilgili çok sayıda yazı çıkmıştır. Onun zamanında televizyon yayınları Teknik Üniversite’nin deneme yayınları ile sınırlı idi. Yaşamının son yıllarında TRT’nin uzun ve düzenli yayınları başlamıştı. Daha önceki yıllarda sadece dergiler ve gazete ile iletişim kuruluyordu. Magazin basını bugünkü kadar yaygın değildi. Zaten magazin dergilerine konu olacak bir yaşamı da yoktu. Gece kulüpleriveya ona benzer eğlence yerlerinde hiç bir zaman bulunmamıştır.

Hazırladığı fotoğraf ve gazete küpürleri albümlerine baktığımızda kendi arşivini titizlikle tuttuğunu görebiliyoruz. Bu albümler hakkında ne söylemek istersiniz?

Kendisi ile ilgili yazıların onu çok ilgilendirdiğini ve bu yazılardaki eleştirilerden ve övgülerden etkilendiğini, belki bazı eserlerini bu eleştiriler doğrultusunda yazdığını düşünüyorum.

Mesleki başarılarının tadını çıkarır mıydı? Nasıl çıkarırdı?

Mesleki başarılarını dostları ile kutlamak gibi bir alışkanlığı yoktu. Ancak başarılarından söz edilmesi kendisini çok memnun ederdi. Filmlerin gala gecelerine çağırıldığında çok sevinçli gider, çoğu kez filmi izledikten sonra romanının deforme edildiğini görüp eve üzgün dönerdi.

Edebiyat çevresi ile, başka yazarlar ile görüşür müydü? Edebiyat çevrelerinden yakın arkadaşları var mıydı?

Hayır. Edebiyat çevresinden çok az dostu vardı ve onlar ile görüştüğünü pek hatırlamıyorum.

Türk yazarlarını, o günün edebiyat dergilerini takip eder miydi?

Evet çok okurdu. Ancak politik ve güncel konuları işleyen eserleri sevmezdi. Edebiyat dergileri okuduğunu görmedim…

Fransızca ve İngilizce edebi eserleri okur muydu?

İngilizcesi edebi eserleri okumaya yeterli değildi. Birkaç Fransızca romanın kütüphanesinde olduğunu biliyorum. Ancak onları okurken görmedim

Yazarken belli bir ritüeli var mıydı? Günün belli bir saatinde mi yazardı? Disiplinli miydi?

Belli bir temposu yoktu. İlham geldiğini söyleyip gece yarısı kalkar yazı yazardı. Daha çok gece geç saatlerde herkes yattıktan sonra çalışmayı sever, sabahları da geç kalkardı. Gün içinde, fırsat buldukça yazdığını söylemem daha doğru olur.

Kerime Nadir, Romancının Dünyası’nda ilk romanlarını eski yazı ile kağıtlara yazdığını daha sonra ise daktilo kullandığını belirtiyor. Ondan kalan defterler, notlar, romanların orijinalleri ya da günlükler var mı sizde?

Teyzem vefat ettikten sonra Ataköy’deki evinde kardeşim oturmaya başladı ve teyzemin bütün yazıları ve evdeki eşyasına sahip çıktı. Kardeşimi lösemi nedeni ile 5 yıl önce kaybettim. Ondan sonra maalesef bazı dökümanlar kayboldu. Ancak bir kısmı kutular içerisinde bir depoda duruyor. İçerikleri hakkında bilgim yok.

Kerime Nadir hakkında, eserlerinin telifi ile geçinebilen ender yazarlardan olduğu söylenir. Maddi açıdan rahat mıydı? Lüks sayılabilecek harcamaları olur muydu?

Maddi açıdan rahattı. Ancak lükse harcama yapmayı hiç sevmezdi. Zaten lükse harcayacak kadar zengin de değildi.

Yine Romancının Dünyası’nda Kerime Nadir, okuyucularının yalnızca kadınlardan oluşmadığını vurguluyor. Erkek okuyucuları da olduğunu kanıtlamak için gelen okuyucu mektuplarından örnekler veriyor. Bu mektuplardan elinizde kalanlar var mı?

Maalesef bu mektuplardan elimde kalan yok. Belki kutular içerisindeki dökümanlar arasında vardır.

Romancının Dünyası adlı anı kitabının yayınlanmasının ardından roman yazmaya devam ettiğini biliyoruz. Son günlerine dek yazarlığı sürdürdü mü? Son romanı hakkında bilgi verir misiniz?

Evet, Romancının Dünyası son kitabı değildi. Daha sonra bir veya iki eser daha yazdığını hatırlıyorum. Esas ilgi çekici olan şudur; son romanını yazarken o kötü hastalığa yakalandı, romanı tamamlayamayacağı düşüncesi onu çok üzdü. Kısmi bir iyilik sonrası birkaç ay daha yazdı ama ömrü tamamlamaya yetmedi. Vefatından birkaç ay sonra annem bitmesine az kalan romanın o haliyle hiç bir işe yaramayacağını düşünerek onu kendisi tamamlamaya karar verdi ve bunu başardı. O yıllarda kimseye bundan söz etmedik. Çünkü roman basıldı ve oldukça beğenildi diye hatırlıyorum. Böylece teyzemin de bir romanı tamamlama arzusu yerine getirilmiş oldu. Tabii tek varisi annem olduğu için, bundan bir miktar maddi menfaat de sağladı.

Şu anda kitaplarının telif hakkı sizde mi?

Evet şu anda tek varis ben olduğum için telif hakları bende. Eserleri filme almak ve kitapları basmak isteyenler benimle konuşuyorlar.

Siz bir edebiyat okuru musunuz? Kerime Nadir romanlarını okur muydunuz? Bu romanlar hakkında sizin görüşünüz nedir?

Maalesef edebiyat okuru olamadım. Belki mesleki kitaplara çok vakit ayırmak mecburiyetinde olmam, belki boş vakitlerimi spora ve gezmeye ayırmam, teyzemin kitapları dahil olmak üzere edebi eserleri okumama engel oldu, diyebilirim.

Bugün okuduğunuzda, Romancının Dünyası adlı kitabı sizde nasıl duygular ve düşünceler uyandırıyor?

Romancının Dünyası isimli kitabı sizinle tanışmam sebebiyle okudum. Zaten bu kitap bende yoktu. Siz bana getirdiniz ve sizinle konuşabilmek için kısa zamanda okuyup bitirdim. Kitabın birçok bölümünü kapsayan olayları teyzemle birlikte yaşadığım için çok iyi biliyorum. Bazı bölümler hatıralarımı tazeledi. Ancak en çok düşündüğüm nokta şu oldu; acaba diğer romanları okumamakla yanlış mı yaptım? Acaba yaşadığı bazı olaylarda teyzemi çok mu yalnız bıraktık? Belki yaşadığı sürede, ona gereken değeri vermemiş de olabiliriz…

Sinema ve Kerime Nadir

Sinemayı sever miydi?

Evet çok severdi. Birçok gece beraber yerli ya da yabancı diye ayırt etmeden, beraber sinemaya giderdik. Daha sonra televizyon yayınları başladı. O zaman televizyonda gösterilen hemen hemen bütün filmleri izlemek için gayret sarfederdi. Evden dışarı çıkmazdı.

Kendi romanlarından uyarlanan filmlerden pek memnun olmadığını anılarında belirtiyor. Siz de teyit ettiniz.

Filmlerin çoğunda hayal kırıklığı yaşardı. Kendisinin yazdığı senaryolar dahil bütün filmlerde, romanın özünden uzaklaştıkları için filmcilere çok kızardı ve buna çok üzülürdü.

Hiç kendisi film yönetmeyi düşünmedi mi?

Hayır . Sadece senaryoları yazmayı severdi. Senaryo tekniklerine nasıl vakıf oldu bilmiyorum ama çok güzel senaryo yazdığını söylüyorlardı.

Siz iyi bir sinema izleyicisi misiniz? Kerime Nadir romanlarından uyarlanan filmleri nasıl buluyorsunuz? Televizyonda rastgeldikce izliyor musunuz?

Öğrencilik yıllarımda çok iyi bir sinema izleyicisiydim. Sinematek üyesi olarak her hafta muhakkak birkaç filme giden biriydim. Sinema defteri tutar, izlediğim filmler hakkında yorum yazar, puan verir, eleştirlerimi sinema eleştirmenlerinin yorumları ile karşılaştırırdım. Teyzemin sağlığında çevrilen bütün Türk filmlerini eleştirirdim çünkü o zaman çevrilen filmlerin çoğu, ya seks ya da saçma sapan aşk filmleri idi. Teyzem için de üzülürdüm. Birkaç yıl önce Samanyolu romanı televizyonda dizi yapıldı. Ay Yapım tarafından yapılan dizide, karakterler yerine oturmadığı gibi, romanın konusu ya beş ya da altıncı bölümde bitti. Daha sonra, son derece marifetli olduğunu söyledikleri senarist, diziyi şu anda tam olarak hatırlayamadığım bir süre daha götürdü. Sonunda bol bol eleştiri alan dizi, senaristin hayal gücü tükendiği için olsa gerek yayından kalktı. Ben bu diziyi çoğu kez, zaman ayarlaması yapamadığım için, internetten indirerek izleyebildim. Beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Ölüm ve Kerime Nadir

İlk romanlarında veremden daha sonra ise kanserden ölen karakterler var. Kendisi de kanser nedeniyle hayata veda ediyor. Bu hastalığa yakalanışını nasıl karşıladı?

Tabii önce kanser olduğu kendisinden saklandı. Ancak son zamanlarda öğrendi. Son yazdığı romanın yarım kalmasından çok korkuyordu ve korktuğu başına geldi.

Hastalık dönemini nasıl geçirdi? Neler yaptı? Doktorların sözünü dinleyen bir hasta mıydı?

Hastalığının tanısı konulduğu zaman doktorlar 3 ay yaşayabileceğini söylediler. Yapılan ameliyat sonrası hastalığı doktorlar arasında ‘’inop’’ yani yapılabilecek bir şey yok anlamına gelen kelime ile tarif edilmişti. Yaşama arzusu dolu olduğu için her söyleneni yaptı ve 18 ay yaşadı.

Onun hastalığı bir doktor olarak sizde nasıl bir etki bıraktı?

Hastalığının ölümcül olduğunu biliyor olmak beni çok üzmüştü. Yaşadığı süre içerisinde kendimi kötü sona alıştırmıştım. Vefat ettiği zaman ben 11 yıllık Ortopedist hekimdim, hastalığı benim konum dışında idi. Ne kadar metanetli olsam da vefatına çok üzüldüm. Halen de erken yaşta öldüğünü düşünüp üzülürüm.

Kerime Nadir’in ölümü ailede ne tür değişikliklere yol açtı?

Benim açımdan büyük bir değişiklik olmadı ama kardeşim Ataköy’e taşındı. Annem maddi açıdan biraz rahatladı. Başka bir değişiklik hatırlamıyorum

Kerime Nadir’in hasta yatağında Necmi Onur’a verdiği son röportajda “Tabii feminizm hareketinin yanındayım…” cümlesi yer alıyor. Kadınların toplum içindeki durumu ile ilgili düşüncesi, tavrı neydi?

Kadınların toplumda daha aktif olması gerektiğini düşünürdü. Kadınların başarıları karşısında kendine de pay çıkartır sevinirdi.

Nejat Bey, daha önce teyzeniz Kerime Nadir’i konu eden bir röportaj vermiş miydiniz?

Hayır. İlk kez böyle bir röportaj yapıyorum. O nedenle bazı sorulara cevap vermekte zorlandım. Hatıralarımı canlandırmaya çalıştım. Bildiklerimi tüm çıplaklığı ile anlatmaya özen gösterdim. Ölümünden 30 yıl sonra, sizin sayenizde kendisini anmak ve tüm yaşamının medya dünyasında paylaşılması beni çok mutlu etti. Size, bana bu fırsatı verdiğiniz için, ne kadar teşekkür etsem azdır.

Vaktinizi ayırdığınız, teyzeniz Kerime Nadir’e dair anılarınızı benimle ve okuyucularla paylaştığınız, özel albümlerini bize açtığınız için ben de size çok teşekkür ederim.

Bu röportaj 9 Aralık 2014 tarihinde, Artful Living sitesinin edebiyat sayfalarında yayınlanmıştır. 

 http://www.artfulliving.com.tr/

kn cocuk nejat guney ile

kn deniz kenarinda yazarken

kn elestiri yazilari ek fo fn si

kn hickirik film kupur

romancının dünyası copy

kn yegeni ve araba

kn hayalsaray bostanci yazlik

dehşet gecesi soyut kapak copy

resim ornegi 1

kn dugun foto kesik

kn dugun foto uncut

kn samanyolu kupur cift sf

kn gazete küpürü son rop copy

nejat g 1

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s