Home

Sıvı sabun adı gibi bir başlık oldu, olsun! Hollywood küpünün hırslarına sırtımızı dönelim. Pasifik’in köpük köpük dalgalarına kendimizi bırakalım. Beat akımı, çiçek çocukları, rock, gün batımında paten kayanlar, martılar, surf, git git bitmez kumsallar… Los Angeles’a boşuna Lalaland denmiyor…

Californialılar, özellikle kuzey Californialılar ABD’nin geri kalanına göre daha liberaller. Farklı yaşam tarzları ile ilgili açık görüşlüler. San Fransisco ile karşılaştırıldığında Los Angeles tutucu bile bulunuyor. Abraham Lincoln, Bill Clinton gibi isimlerin başkanlığa ulaşmasında California büyük rol oynamış. UC Berkeley, UCLA, Cal Tech ve Stanford gibi üniversitelerin, bu eyaletin düşünce ikliminde önemli bir yeri var. Beat hareketi ve onun ardından gelen çiçek çocuklarının doğal mekanı burası.

Mümkünse zihninizde bir Beach Boys çalıyor olsun; örneğin “Surfin’ USA”… Sözler şöyle başlıyor; “Herkesin okyanusu olsaydı / Herkes surf yapardı”…

Beat Hareketi
Beat kuşağı 1950’lerde bir grup Amerikalı yazar ile ortaya çıkıyor. Allen Ginsberg, William S. Burrough, Jack Kerouac ve Neal Cassady’nin ortak sayılabilecek özellikleri ana akım değerleri reddetmeleri, uyuşturucu kullanımına olumlu yaklaşmaları, cinsellikte alternatif aramaları, spontane yaratıcılığı ve konformizm karşıtlığını yüceltmeleri, Uzak Doğu dinlerine ilgi duymaları… Onlara “yeni Bohem hedonistler” de deniyor, savaş sonrasının amaçsız, yitik kuşağı da… Ama Beat kuşağı, dibe vurmuş olduğunu kabul etse de gözü yüksektedir, kendini istim üstünde görür. Yolda olmak, varmaktan önemlidir. Beatnikler, 60’lı yıllarda çiçek çocukları arasında yaygınlaşacak komün hayatının ilk örneğini 50’li yıllarda yaşarlar. Her ne kadar anti-akademik sayılsalar da harçlarında Columbia Üniversitesi var. New York’taki tutucu akademisyen ve öğrencilerle edebiyat üzerine yapılan tartışmalar; Kerouac, Ginsberg, Lucien Carr, Hal Chase gibi isimlere ‘yeni bir vizyona’ ihtiyaç olduğunu düşündürmüş. Ve rüzgar onları California’ya sürüklemiş. Beat Hareketi tam şeklini San Fransisco’da almış. California’nın bu en liberal kentinden de Los Angeles’a doğru, oradan da tüm ülkeye hatta yabancı ülkelere yayılmış.

“Akla ilk gelen düşünce, en iyi düşüncedir” diyen ve Beat Hareketi’nin bayrağını taşıyan Jack Kerouac, bu ilkeden hareketle “Yolda” isimli romanını, uzun rulolar halindeki telgraf kağıdına yazmış. Daktiloya kağıt takıp çıkartmak düşüncelerinin akışını bozabilir diye… Bunu bir yerde okumuştum… Tutarlı bir anekdot gerçi ama şehir efsanesi de olabilir, tabii.

Müstehcenlikleri ile yayınevlerini zorlayan bu yazarların eserleri, yıllarca mahkemelerde süründükten sonra kısmen sansürlenerek yayınlanabildi. Onlar sayesinde yayın dünyası esneklik kazandı, deniyor.

Beatnikler çok sert eleştirilere de maruz kaldılar. Örneğin, her türlü rafineliğe karşı çıkmaları, devamlı muhalefet yapmaları ve ilkelliğe düşkün oluşlarının amaçsız ve anlamsız şiddete yol açtığı, üç-beş şair ya da yazarla bir hareket oluşturulamayacağı, kelime hazinelerinin de çok kısıtlı olduğu söyleniyordu.

Bu harekete New York’tan da dahil edilebilecek yazar ve şairler olsa da San Fransisco rönesansına damgasını vuran bu yazarlar hep, asıl “Beatnik”ler olarak anılır. Öncü Beatnikler arasında kadınların isminin pek geçmemesini nasıl yorumlasak acaba? Cesaret, özgürlük, deneysellik, spontanlık, muhaliflik kadınlara uygun mu düşmemiştir yoksa böyle kadınlar vardır da, bu erkek yazarlar arasında kendilerine bir yer mi edinememişlerdir? Öyle ya da böyle; anladığım kadarı ile Beat hareketi erkek egemenliğinde bir hareket.

60’larda pasif ve içedönük beatnikler bir değişim geçirir ve hippi olarak anılmaya başlarlar. Saçlar uzar kıyafetler renklenir, bireysellikle aynı anda politiklik öne çıkar.

Beatles, Bob Dylan, Jim Morrison, Mick Jagger, Patti Smith, Lou Reed, Tom Waits… hepsi Beat hareketinin takipçisidir. Eh, Betnikler de bu yeni çıkan gençlere karşı boş değildir. Giderek aralarında dostluklar gelişir, Rock’çılar Beat hareketini ya da düşüncesini konu alan şarkılar yaparlar, bazen o şair ve yazarlarla ortak çalışmalar da yaparlar. Liste; The Clash, Sonic Youth, REM, Kurt Cobain, Bono, The Beastie Boys, Rage Against the Machine, King Crimson, 10,000 Maniacs, Van Morrison, Bad Religion ile uzayıp gidiyor. Beatnikler, bu kadar ilgi göreceklerini ve uzun soluklu olacaklarını tahmin ediyorlar mıydı acaba?

1940’lar ve 50’ler, Hollywood’un altın yıllarıydı ama televizyonun yayına başlaması, rock müziğinin popülerliği, McCarthy’nin Hollywood’u boyundurluğu altına alması Los Angeles’ın da çehresini değiştiriyordu. 1960’larda artık şehirdeki en hip mekanlar film stüdyolarından ya da sinema salonlarından çok müzik stüdyoları ve sesini sözünü duyurmaya hevesli, isyankar grupların sahneye çıktığı gece klüpleriydi. Gelecek on yıllar içinde müzik sektörü o kadar gelişecekti ki film stüdyoları bile onların eline geçecekti.

Neyse… biz arsız martıların peşine düşelim… Yalnız… lütfen martıları beslemeyin. Onlar kendi başının çaresine bakabilecek kadar becerikli! (Bir Malibu uyarı levhasından…)

Kıyı Kıyı L.A.

Upuzuuuun bir sahil şeridinden bahsediyoruz. Üstelik kumsalı da geniş. Amerikalılar otobanlara çok meraklı olmalarına rağmen, örneğin bizim Karadeniz’deki gibi tuzlu su ile kara arasına bir otoban çekmeyi akıl edememişler! Okyanus kenarları tam bir keyif şeridi… Beat akımının burada serpildiğine bakıp başıboş bir yer olduğunu zannetmeyin. Nerede denize girilir, nerede surf yapılır, nerede tasmayla nerede tasmasız köpek gezdirilir, bisikletliler nereden, patenliler nereden, yayalar nereden geçer, nerede sigara içilebilir, nerede alkollü içecek tüketilebilir… hepsi kurallara bağlı. Uymazsanız ceza yersiniz. Kontroller var.

Venice Beach
Aylak aylak Santa Monica’dan Venice Beach’e, sonra da geriye yürümek bir bütün günü alıyor. Denemiş biri olarak söylüyorum. Yolda her türlü insan görebilirsiniz. Kartonlara, naylonlara, bezlere sarınmış uyuklayan evsizlere ya da meczuplara da bu kumsallarda rastlanır, manken çizgisinde salınanlara da. Venice Beach’in bir adı da “Muscle Beach”. Doğa şekillerinden değil de insan vücutlarının şekillerinden ilham alınarak konmuş bir isim, “Muscle Beach”. Tüm modern fitness tekniklerinin bu plajda doğduğu iddia ediliyor. Venice, 1905 yılında, insan eliyle kanallar açılarak İtalya’daki Venedik’e benzeyecek şekilde ‘üretilmiş’ bir yer. Kanallarda gondollarla gezilmesi planlanıyormuş.

1910’lar buraların en popüler dönemi olmuş. O dönem her türlü çılgın ve egzotik eğlence buradadır; sirkler, akrobatlar, karnaval gösterileri, deve üstünde gezintiler, hamam sefası, dans salonları, minyatür tren gezileri… Depresyon yılları, bu cüretkar imitasyon Venedik hayalini sekteye uğratır. Venedik’tekilerin kopyası olarak inşa edilen yapıların çoğu boşalır ve çürümeye terk edilir, kanalların çoğu temizlenemediği için doldurulup üstü örtülür. Ayakta kalan metruk yapılar evsizlere yuva olur. 1960’larda Venice Beach hippilerin ve Jim Morrison’ın yaşadığı yerdir. 1970’lerde sanatçılar Venice Beach’in nüfusunda dikkat çekici bir yer tutar. 1980’lerden itibaren Venice Beach yeniden zenginlerin tercih etttiği bir yer haline dönüşür. 1990’larda ise yeniden ele alınır ve restore edilmeye başlanır. Bugün hediyelik eşya ve ikinci el dükkanları, dövmeciler, küçük sanat galerileri, butikler, meyve suyu ve kahve dükkanları, hızlı servis veren lokantalar ile daha lüks restoranlar sahilde ve arka caddede sıralanıyor. Müzisyenler, sokak sanatçıları, patenciler de burada. L.A. Story ve American History X filmlerinde şehrin bu bölümünü görebilirsiniz.

Santa Monica Beach
Santa Monica Pier’inin silüeti günbatımında, uzaktan harika görünür. İnsanın oyuncak gibi eline alıp, dönme dolabı döndüresi gelir. 1874’te inşa edilen Pier, fırtına ve sel nedeni ile bir kaç defa yıkılıp tekrar inşa edilmiş. Bu arada dönme dolabının güneş enerjisi ile çalışması hoşuma giden bir ayrıntı oldu. Yine Pier’in üzerinde bulunan, 1922’den kalma, ahşap malzeme ile elde yapılmış atlıkarınca son derece sevimli ve şık. Çok yerinde bir kararla, milli bir değer olarak korunuyormuş. Robert Redford ve Paul Newman’lı “The Sting” filminde bu atlıkarınca da görünüyor. İskelenin ucunda ise günün her saatinde balık tutanlara rastlanabiliyor. Santa Monica sahili Hollywood’un ışıltılı yılları olan 1920’lerde sinema yıldızlarının gözde sayfiyesiymiş. O günlerden kalan bazı evler ve ünlü otel, Casa Del Mar’ı hala görmek mümkün.

Malibu Beach
Santa Monica’dan dümdüz devam edip Malibu’ya geçersek… Açıkçası hayalkırıklığına uğrayabilirsiniz. Britney Spears, Jack Nicholson, Cher, Pamela Anderson, Patrick Dempsey, Jim Carrey, Cindy Crowford, Mel Gibson, Courtney Cox, Paris Hilton, Leonardo di Caprio, David Letterman, Charlize Theron, Dustin Hoffman, Demi Moore, Axel Rose, Bill Murrey, Sean Penn, Sting, Bruce Willis, Janet Jackson… ve daha nice ünlünün milyonlarca dolarlık evleri burada bulunuyor. Evet, geniş ve upuzun bir kumsal var ama L.A. için bu sıradan bir şey. Malibu’da Malibu’ya dair özel hiç birşey yok, diyebilirim. Kumsalın kenarında dizili evler, arkalarında süpermarketler, birkaç restoran ve kafe… Bunların arkasından da, işe gidiş – dönüş saatlerinde bizim köprü trafiği gibi sıkışık trafiği olan bir otoyol geçiyor. Üstüne üstlük bu bölge sık sık doğal afetlere maruz kalıyor. Fırtına, sel, toprak kayması, yangın nedeniyle evler çok pahallıya sigortalanıyor. Ve sık sık yıkılıp, ya tamamen ya da kısmen yeniden yapılıyor.

Britney Spears “Sometimes”, Destiny’s Child “Survivor”, Madonna ise “The Power of Goodbye” şarkılarının kliplerini burada çekmiş. “Planet of the Apes – Maymunlar Cehennemi” serisinin bazı önemli sahneleri de yine Malibu kumsallarında çekilmiş.

Her neyse… Los Angeles’ın hangi sahiline giderseniz gidin martıları ve diğer kuşları görürsünüz. Bu kanatlılar artık insanlara o kadar alışmış durumdalar ki siz okyanus dalgalarına, surf yapanlara, bir klip çekimine, atletik vücutlara filan dalmışken çantanızdan sandviçinizi çıkarıp didikleyebilirler. Hiç çekinceleri yok. Kapağı açık unutulmuş çöp kutularını karıştırmak da onlar için sıradan hareketler. Gözlerimle gördüm. O derece becerikliler.

Fit, Atletik, Enerjik

Beach Boys’dan Red Hot Chilli Peppers’a kadar, bir yandan popüler müzik parçaları bir yandan da sinema filmleri, diziler Californialılığın reklamını / yergisini / yergi kılığında reklamını yapıp dururlar. Melankolik Beach Boys şarkısı “California Dreamin” bir tür memleket özleminden söz eder: “Güvende olurdum, ısınırdım / Şimdi L.A.’da olsam”… Beach Boys elemanları şarkıyı bir New York kışında, kışsız memleketleri, hep bahar hep yaz yaşayan California için yazdıklarını söylüyorlar.

Doors’un L.A. Woman’ı için de denir ki, aslında bir kadını değil şehrin kendisini anlatır… Banliyölerde hüzünden başka birşey yoktur. Bütün otobanlar, arka sokaklar, geçitler yalnızlığa çıkar. Los Angeles motel, para, cinayet ve delilik demektir. Kaybolmak demektir.

Gelmiş geçmiş en bilinen rock şarkılarından biri olan, Eagles’ın “Hotel California”sı ise, yaratıcılarına göre Amerikan Rüyası’nın ve ondan kaynaklanan hayalkırıklığının şarkısıdır ve Eagles elemanlarının deneyimlerine dayanır. Hotel California lüks ve davetkar bir oteldir ama bir kere giren çıkamamaktadır. Rüya böylece kabusa dönüşür. Hotel California’nın kendisini merak ederseniz, Santa Monica ile Venice Beach arasında bulunuyor. Mahsur kalmaktan korkmazsanız, başınızı içeri uzatabilirsiniz. Bir zamanlar lüks ve davetkar olduğuna dair izler taşısa da artık pek öyle görünmüyor. İyi bir estetiğe ihtiyacı var!

Red Hot Chilli Peppers “Californication”da Los Angeles’lı olmanın şartlarını sıralar; yıldızlar kaldırımında bir yıldızın olacak, film replikleri gibi konuşacaksın, yaşlanma korkusu içinde olacaksın, estetik cerrahına iyi para ödeyeceksin, hayallerini temsilen de bir boynuzlu bir at imgen olacak… Klipte grup elemanları bir bilgisayar oyununun karakterleridir. Puan kazanmak peşinde, maceradan maceraya koşarlar. Sanal hayatta da gerçek hayatta da yanık tenli, fit, atletik, enerjiktirler. Yani tam bir Californialı gibi. Şarkının sözleri şöyle der; “Gelgit dalgaları kurtaramaz / dünyayı Californialılaşmaktan”. Grup elemanları gülerek birbirini tebrik eder. Oyun biter. Şarkı biter. Bu yazı da burada biter.

Bu yazı Hillsider Magazine Yaz 2010 sayısında yayınlanmıştır.

la venice beach - 204 la venice beach - 194 la venice beach - 167 la venice beach - 132 la venice beach - 131 la venice beach - 099 la venice beach - 076 la venice beach - 051 la venice beach - 038 la venice beach - 027 la signs - 221 la signs - 186 la signs - 184 la signs - 058 la santa monica beach - 129 la santa monica beach - 080 la santa monica beach - 070 la laguna beach - 042

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s