Home

Ben herkesin tatil yaptığı yerde tatil yapmam mı diyorsunuz? Fazla mesafe katetmeden çılgın kalabalıktan uzaklaşmak mı istiyorsunuz? Bedenimi dinlendireyim, ruhumu dinleyeyim mi diyorsunuz? Belki inanmayacaksınız ama hala keşfedilmemiş bir Yunan adası var. Hem de Bodrum’un dibinde…

Hiç hazetmediğim şeylerden biri başkalarının yazdığı tatil yazılarını okumak. Gıpta etmekten kıskançlığa uzanan, ama karşı konulmaz bir merakla da körüklenen, asap bozucu bir eylem, bu yazıları okumak. Ballandıra ballandıra anlatırlar bir de, ‘Az gittik, uz gittik, çok gezdik, çok gördük, çok coştuk, eğlendik, estik, kabardık, bir ara durulduk çünkü yorulmuştuk… Ama değdi ve tabii sonuçta döndük.’ diye. Maalesef özünde bu yazı da aynen böyle bir yazı olacak. Siz de benim gibiyseniz şu satırdan ileri gitmeyin derim, ben. Ama merak ağır basıyorsa… buyrun.

Kos’tan Nyssiros’a doğru feribotla yol alırken düşünüyordum… Tatilin tanımı insandan insana nasıl da değişiyor. Tatili boş durmakla eş görenler, sadece durmak olarak tanımlayanlar ya da hiçbir şeyi sindirmeden olabildiğince çok yer görmeyi gurur meselesi yapanlar var. Herkesin tatil anlayışını biraz mizacı biraz da tatil dışındaki hayatı belirliyor sanırım. Benim için tatil kesinlikle durmak değil, boş durmak hiç değil. İlla birşey yapıyor olmam lazım, yoksa sıkılıyorum. Örneğin bir hayalin peşinden koşmak, hayali yazıya dökmek sonra kim bilir belki de birgün o hayali bir sinema salonunda arkama yaslanıp izlemek. Tam da bunun için Nyssiros’a gidiyorum zaten. Deniz, kum, güneş ve gürültülü gece sefaları sürmeye değil. Yani geleneksel anlamda tatile değil. Ama ilaç gibi gelecek bir zaman dilimi geçirmeye…

***

Mandrake Limanı’na daha doğrusu limancığına ayak bastığımızda 10 kadar kişiydik. Hepimizin koltuğunun altında yarım bir hikaye ve sinema aşkı vardı. Bizi limanda karşılayam MFI* koordinatörü Dimitri rehberliğinde mütevazi otelimize vardık. Denizle göz göze, palmiye dalı gölgeli bir balkoncuğu olan odaya yerleşmemle kendimi dışarı atmam bir oldu. Adada öğleden sonrası dinginliği hüküm sürüyordu. Daha doğrusu ben öyle sandım. Meğer Nyssiros’un doğal hali buymuş. Limana yakın, simsiyah kayalara çarpan ak saçlı dalgaların gümbürdediği bir caféye yerleşip hemen ayaklarımı uzattım. Güneş eğildikçe hala pek ortada gözükmeyen ada halkına inat, MFI insanları toplandı… Tanışma, kaynaşma faslına Türk yemeklerini özletmeyen Yunan yemekleri eşlik etti. O gece, önümüzdeki bir hafta boyunca başımıza geleceklerden habersiz, çocuklar gibi şendik…

Aslında bu geceyi takip eden bir haftayı anlatıp, tatil yazılarının sıkıcılığına yeni bir boyut katmayı ve benim kadar sizin de bunalmanızı sağlamayı tercih ederim ama o zaman bu yazıyı yayınlamazlar. Onun için özet olarak söylemek gerekirse, halim(iz) çok acıklıydı. Adanın ilkokulunun bir dersanesinde, dört duvar arasında geçen hafta boyunca film işinin inceliklerine vakıf olma çabası içinde, denizi sadece uzaktan, güneşi de bir tek sabahları gördüm. Çeşitli AB ülkelerinin bağrından kopup gelmiş senaristler arasında tek Türk olduğum için öğle ve akşam yemeklerinde zorunlu olarak Türkiye tanıtımına katkıda bulundum. Uzak ve Duvara Karşı filmlerinin bu insanlar arasındaki popüleritesiyle biraz teselli buldum. Fakat Nyssiros’u daha yakından tanıma ve adanın tadını çıkarma fırsatı bulabildim mi? Hayır. Kimi dersleri eken ve kiraladığı motorsiklete atlayıp adayı keşfeden katılımcıların rivayetlerine bakılırsa adanın ortasında bir volkan, tepede Nikia ve Emporios adlı birer köy, adanın öteki ucundaki sahilde Palli diye bir balıkçı köyü, daha ileride bakir kumsallar filan olduğunu duyup iç geçirerek o haftayı ve sizi iyice sıkmayı hedeflediğim bu paragrafı tamamladım.

Dağ Köyü Emporios

İlk haftanın baskıcı rejiminin ardından Lale Devri başladı… diyemeyeceğim! Ama bir rahatlama oldu. İlk önce adanın güneydoğusunda bulunan Emporios’u keşfettim. Köyün, yamaca yerleşmiş minik kahvesinde oturunca şu meşhur volkanı da nihayet, uzaktan da olsa, gözlerimle gördüm. Karşısında limonatamı yudumladım. Hiç de tehditkar durmuyordu. Hatta tek tük bir kaç turist volkanın ağzında geziniyordu. Kraterin orası bembeyazdı ve içini döküp kapanmış bir yara gibi görünüyordu. Limonatam bitene kadar dürbünle, gezinen insanları ve bu volkanik coğrafyayı inceledim. Bu adanın ‘climax’ noktası bu olsa gerekti.

Puding Adası

Bu adayı haritalarda bu isimle bulacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü resmi kayıtlarda geçen adı bu değil. En azından şimdilik. Belki adı bile yoktur, kim bilir… Denizin ortasında puding gibi yükselen bu adacık nedense çok hoşuma gitti. Üstelik gerçek hayatta pek tatlı sevmeyen biri olarak… Mitolojik hikayeye göre Nyssiros eskiden Kos’un bir parçası imiş. Bir devi kovalayan Poseidon’un gazabına uğrayan ada parçalara bölünmüş. 41 kilometrekarelik Nyssiros (o zamanki mitolojik adıyla Porphyris) ve çevredeki kayalıktan hallice adacıklar böyle oluşmuş. Zavallı Nyssiros’un ana rahminden kopma ve doğma travmasını da böylece aktardıktan sonra… şimdi ver elini White Beach…

White Beach

Mandrake civarındaki koylarda denizanası olduğunu duyduğum için oradan denize girmeyi gözüm yememişti. O yüzden White Beach’e büyük umutlarla gittim. Fakat karşıma adıyla tezat bir kumsal çıktı. Aynı isimli bir otelin de bulunduğu koyda kumsal da deniz de simsiyahtı. Nerede Ilıca Plajı, nerede White Beach… Ama rengi beklediğim gibi olmasa da neyse ki deniz suyunun sakinleştirici ve zindeleştirici etkisi bakiydi. Daldım gitti! White Beach’in gediklilerinden biri de her gittiğimde karşılaştığım iri bir boxer’dı. Dalgalara dayılanan sonra da kendini suya atan bu köpek, kumsalda güneşlenen sahibinden ve kıyıdan fazla uzaklaşmadan, ancak pergelle çizilebilecek düzgünlükte çemberler çizerek yüzüyordu… taa ki sahibi ‘yakala!’ deyip enginlere doğru taş atana kadar. Tabii taş battı gitti ama köpekcik (yani –cik demek aslında çok gerçekçi değil ama, neyse) görev aşkıyla taşın suya düştüğü noktaya doğru açıldı, açıldı… Hayatta yeterince endişem olmadığı için ben, için için endişelendim. Elbette bir trajedi yaşanmadı ama ya yaşansaydı! Sahibi de atladı, yan yana yüzdüler uzun süre. Yalnız boxer’i izlerken anladım ki her canlının açılmak için bir sebebe ihtiyacı var. Film kahramanlarının da biz sıradan ölümlülerin de…

Balıkçı Köyü Palli

Adanın antik çağlardan beri meşhur olan kaplıcalarının bulunduğu Loutra’nın doğusunda kalan Palli, daha kestirmeden anlatmak gerekirse White Beach’ten bir sonraki koy oluyor. Bu balıkçı köyünün özelliği sıra sıra boş café ve restaurantlarının olması ve buna rağmen ne gündüz ne gece, sizinle hiçbir işletme sahibi ya da garsonun ilgilenmemesi. Gerçekten umurlarında değilsiniz. Çok aç değilseniz bu tavrı siz de umursamıyorsunuz hatta durumu ‘huzur kaçırıcı hiç bir unsur yok’ diye de yorumlamak mümkün. Ama dediğim gibi bu konudaki yorumunuzun olumlu ya da olumsuz olmasını belirleyecek şey midenizdir. Şimdi bir tatil yazısı klişesini daha hayata geçirerek sanki hemen yarın Nyssiros’a gidecekmişsiniz gibi Palli’deki en iyi balıkçının hangisi olduğu konusunda sizi bilgilendirmek istiyorum: Sahildeki en sondaki balıkçı. Balıkçının gözleri masmavi ve içleri gülüyor, kendisi İngilizce konuşabiliyor, aç insanın halinden anlıyor ve yemekleri de harika. Sesi de güzel, keyfi olursa bir şarkı patlatıyor. Aman bunu sakın unutmayın. Hatta ajandanıza kaydedin, cep telefonunuzun hatırlatmalarına ekleyin…Nissyros tatilinizi, bu bilgiden mahrum kalarak geçirmemelisiniz!

Far Beach

Nissyros’ta aslında pek çok güzel koy var: Hochlaki, Agia Irini, Avlaki ve Giali. Far Beach bunlardan hangisi oluyor derseniz, bilmiyorum. Çünkü biz ona kendi aramızda Far Beach diyorduk. Gittiğimiz en uzak koy orasıydı. Yine yarın ilk feribotla Nissyros’un yolunu tutacaklar için tarif vereyim: Burası White Beach ve Palli’den ileride kalıyor. Bu sayfalarda bir resmi de olacak, artık görünce tanırsınız. Far Beach taşlık bir koy, sırnaşık kum taneleri yerine biraz batan ama fazla yapışmayan, simsiyah çakıllarla kaplı. Bu koya ulaşmak kolay olmadığı için oldukça ıssız. Bir yere kadar motorsikletle gidip yolun bittiği yerde uçurumların kenarından korkmadan yürümek gerekiyor. Tüm bu zorluklar aşıldıktan sonra insan eli değmemiş bir yere varıyorsunuz. Ne mısırcı ne midyeci ne de dondurmacı, bir tane bile seyyar satıcının geçmediği, medeniyet namına hiç bir binanın, hatta gölgeliğin, şezlongun bile bulunmadığı bu koy, yüzenleri usulca sürükleyen güçlü akıntısı ve iki ucundaki ihtişamlı kayaları ile insanda saygı ve sevgi uyandırıyor.

En Sempatik Köy Nikia

Adanın güneyinde bulunan bu köy Nyssiros’un en sempatik köşesi. Deniz seviyesinden 400 metre yukarıda, bir taraftan Ege’nin çivit mavisine bir taraftan da kraterin bembeyaz ağzına nazır olan Nikia, balkonlarda asılı yeni yıkanmış mis kokulu çamaşırlar da olmasa ıssız zannedilebilir. Köyün daracık, inişli çıkışlı sokaklarından ulaşılan mütevazi meydanının düzenlemesi ise son derece karakteristik.

Veda Paragrafı

Ben Nyssiros’tan Kos’a, Kos’tan Bodrum’a, Bodrum’dan da İstanbul’a doğru ilerledikçe hayatın gürültüsü, abartısı ve yapmacıklığı kademe kademe artıyordu… Benim için şehrin nimetlerinin başında gelen sinemalara koştum, çiçeklerimi suladım, hoşgeldin diyenlere hoşbulduk dedim ve oturdum bu yazıyı yazdım.

Nyssiros’a ve yeterince sıkılarak maksimum faydalandığınızı umduğum bu yazıya son verirken Nyssiros’ta bir çarşı, bir dükkanlar silsilesi olmadığını, kedi nüfusunun da hiç abartılı olmadığını, tek bir belediye otobüsünün olup yalnızca belli saatler çalıştığını, adanın sadece iki adet taksisinin bulunduğunu ve bu iki taksinin şöförlerinden birinin bu ekmek teknesini babasından miras olarak devralmış, içki masasında erkeklere taş çıkaracak kadar uzun oturabilen bir kadın olduğunu, diğer taksi şöförünün ise bir lokanta sahibi olup canı istemezse çalışmadığını, adada fazla araba olmadığını, motorsiklet ehliyeti olanların bu adayı en iyi keşfedebilecek insan grubu olduğunu ve kraterin orasının çok sülfür koktuğunu da bilmenizi isterim. Hadi şimdi gidin daha az sıkıcı yazılar okuyun!

*Mediterranean Film Institute

2005, Hillsider Magazine

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s