Home

…Ben Hayat Var olurdum.

Ona sonra geleceğiz.

Önce şehir, sinema, İstanbul, bizimkiler, Bondlar ve diğerleri…

Sanayi Devrimi, nüfusun şehirlere kayması, sinemanın doğuşu ve irili ufaklı salonlarda bir şehir eğlencesi olarak yayılması aynı zamanlara rastlar. Filmlerin şehri, şehirlileri ve şehre tutunmaya çalışanları sıklıkla konu etmesi, o nedenle doğal. Yine de kimi film yönetmenlerinin şehirlerle arasında daha özel bir bağ var. Bir Wim Wenders, bir Woody Allen, bir Martin Scorsese hangi filmi, kimin hikayesini çekerse çeksin baş rollerden biri mutlaka ‘o’ şehir olur. Bazı şehirler de bazı özellikleri ile filmlerde seyirciye görünür. Paris illa aşk şehridir, örneğin. Ya İstanbul?

 

İstanbul Bahane Sinema Şahane

Bazı film için sinema bahane İstanbul şahane, bazı film için ise İstanbul bahane film şahane. Mümkünse ikisi de şahane olsun, ama her zaman olmuyor.

İstanbul’un sinema tarihinde varlık göstermesi aslında çok eskiye dayanıyor. Sinema okulunda çekim tekniklerinden bahsedilirken pan hareketinin ilk defa İstanbul’da bir kayıkta yapılan çekimde gerçekleştiğini söylemişlerdi, bize. Eh, İstanbul’un herkese ikram edeceği bir ilham var, diyelim.

O günden bugüne, İstanbul’un arzı-ı endam ettiği film çok… Bazısı onu teğet geçiyor bazısı ise şehri adeta içine çekiyor. Filmin turistik görüntülerle dolup taşmasını kastetmiyorum, kimi zaman tek bir an bile bir şehrin duygusunu vermeye yeter. Son derece ticari bir filmde de o ana rastlayabiliriz, küçük bütçeli bir filmde de. Örneğin, Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak filmi, filmlerde kolay kolay denk gelmediğimiz, karlar altında bir İstanbul’da geçer. Kar sessizliği ve görüntüler nefistir. 11’e 10 Kala filminde ise bir amca, evini İstanbul ve kendi kişisel tarihinin anıları ile tıka basa doldurmuştur. İstanbul ile tanışmasına aracı olduğu kapıcısı için ise İstanbul çözülmesi gereken büyük bir bilmece gibidir. Şehrin olanaklarını iyi belleyip ‘yırtması’ gerekir. Arabesk müziğin yükselme döneminde İstanbul, taşradan gelen erkeklerin alt etmek istedikleri bir canavar, düşürmek istedikleri bir kaledir adeta. Takva’da İstanbul bir Müslüman şehridir. Pandora’nın Kutusu’nda İstanbul terkedilmek istenen yerdir. İstanbul Kanatlarımın Altında’daki İstanbul artık olmayan, neredeyse hiç varolmamış gibi gelen bir masal şehridir. Organize İşler’deki şehir ise suçluları bile lokum gibi olan, çok fotojenik, devasa bir şehirdir. Anlattığı hikayenin naifliğine tezat oluşturan gösterişli İstanbul planları filmi istila etmiş durumdadır. Tabutta Röveşata’da İstanbul, Boğaz, Hisar fimin organik parçalarıdır. Ferzan Özpetek’in Hamam’ında İstanbul buğular içinde bir aşk şehridir. Şehrin ruhunu yakalayan filmlerden bir diğeri de bana göre Aslı Özge’nin Köprüdekiler filmi.

Pek çok Yeşilçam filminde, bu kadar deforme olmadan önceki İstanbul’u görmek içimizi titretir. Lütfü Akad’ın kültleşmiş İstanbul filmi Vesikalı Yarim izleyene şehrin ruhunu üfler. Şöför Nebahat, Küçük Hanımefendi gibi Yeşilçam filmleri izleyende, başka duyguların yanı sıra İstanbul’da salınma duygusu uyandırır.

Anlat İstanbul ve Teyzem gibi filmlerde imzası bulunan Ümit Ünal’a göre şehrin ruhunu en güzel yansıtan filmlerden biri de 1963 yapımı L’immortelle. Fransız Yeni Dalga akımının önemli isimlerinden Alain Robbe-Grillet tarafından çekilmiş filmin oyuncu kadrosunda Sezer Sezin, Ulvi Uraz, Belkıs Mutlu yer alıyor. Lütfü Akad’ın ise yönetmen yardımcısı olarak filme emeği geçmiş. Ümit Ünal kendi biyografisinde bu filme duyduğu hayranlığı şöyle dile getiriyor; “Türk yönetmenlerde İstanbul konusunda bir utangaçlık, ‘İstanbul görüntülerini kullanırsak turistik oluruz’ gibi bir inanış vardır. Halbuki Alain Robbe-Grillet, Ölümsüz’de İstanbul’u o kadar güzel kullanır ki, olabilecek en ‘kartpostal’ görüntüler, Hisar’dan Yerebatan’a kadar en kilişe mekanlar, inanılmaz bir esrarın içinde uyumla yerlerini alır.” Bu sözlerdeki ‘uyumla yerlerini alır’ kısmına ben de özel bir vurgu yapmak istiyorum. Zor o, çünkü.

Hayat Var’a gelirsek…

O zoru başarmış bir film. Yönetmen Reha Erdem, buluğ çağındaki genç kız ‘Hayat’ karakterini buluğ çağının, yaşamın ve İstanbul’un bütün canavarlığına rağmen var ediyor, ya… Bayılıyorum. Ana karakter, hikaye ve İstanbul şehri film boyunca sarmaş dolaştır. Üstelik boğucu bir karabasana dönüşebilecekken nasıl olmuşsa püfür püfür bir film çıkmıştır ortaya.

İstanbul’da film olsam ben Hayat Var olurdum.

 

Bondların ve Bond Olmayanların Durumu

İstanbul’un yabancı filmlerde arz-ı endam ettiğini görmek insanda değişik hisler uyandırıyor. Belki böylece daha az yalnız ve daha güzel hissediyoruz şehrimizi, ülkemizi… Hassasiyetlerimiz o kadar yüksek ki hemen ‘bizi nasıl göstermiş, yuh!’ da diyebiliriz, yaşadığımız günlük telaşlar içinde güzelliğinden zevk almayı unuttuğumuz şehrimizle gurur da duyabiliriz. Biraz daha serinkanlı olanlar kollarını kavuşturup filmi yapanların ‘Batı’ ve ‘Doğu’ tariflerini pis pis süzebilir.

Büyük Hollywood prodüksiyonlarında İstanbul’un görünmesi mi turistleri İstanbul’a çekiyor yoksa zaten İstanbul’un giderek daha popüler bir turist destinasyonu olması mı film yapımcılarını şehrimize sürüklüyor, bilinmez. Ama her iki durum da birbirini besliyor. 1964 yapımı Topkapı filmi turistlerin dikkatini İstanbul’a çeken bir film olarak hatırlanır. Midnight Express’i ise kimse hatırlamak istemez.

Bondlara gelince; Rusya’dan Sevgilerle, Dünya Yetmez ve Skyfall filmlerinde İstanbul var mı, var… Ama hiç bir Bond filmi hiç bir şehrin ruhunu yakalamakla filan fazla uğraşamaz. Bond filmleri şehirlerin klişelerini kullanmaktan hatta tekrar tekrar kullanmaktan kaçınmazlar. Gelmiş geçmiş en ‘en’ Bond Sean Connery’i İstanbul’un turistik bölgelerinde gezinirken ya da kovalamaca oynarken izleyebilirsiniz. Sonraki Bondlar da aşağı yukarı aynı çevrelerde aynı faaliyetleri gösterirler.

Takip İstanbul, Uluslararası ve Köstebek’te de İstanbul’a yaklaşım Bondlarla aynı kategoride sayılabilir. Bond filmlerinin dönüp dönüp kullandığı çekim lokasyonları olan tarihi yarımadadaki mekanlar, Karaköy, Kapalıçarşı, Mısır Çarşısı bu filmlerde de yer alır.

1974 yapımı, Agatha Christie uyarlaması Doğu Ekspresinde Cinayet’te de İstanbul hikaye gereği varlık gösterir. Şehir çoğu yabancı filmde olduğu gibi Doğu’ya açılan, başka bir deyişle, bilinmeze, kaosa açılan kapıdır. Ama neyse ki Poirot vardır.

Türkiye’de hatırı sayılır bir hayran kitlesi bulunan Jackie Chan de 2001 yılında Altın Yumruk İstanbul’da filmini İstanbul’da çeker. O da kötü adamları Kapalıçarşı’da dövmekten kendini alamaz.

İranlı yönetmen Bahman Ghobadi’nin Monica Belluci’li ve Yılmaz Erdoğan’lı Gergedan Mevsimi’nde ise İstanbul acı çekenlere kucak açan bir şehirdir. Cevap arayana cevabını verir. Ama huzur vermez.

Fatih Akın’ın Duvara Karşı filmindeki İstanbul bölümü şiddet ve şevkat içerir. İstanbul’un ara sokakları geceleri yalnız dolaşan kadın için tekin değildir.

 

Canlanan İstanbul

Bağımsız canlandırma sinemasında da İstanbul’u konu eden kısa filmlere rastlanıyor. İdil Ar’ın ödüllü filmi İstanbul, bir şehir güzellemesi. Nurbanu Asena’nın mizah duygusu taşıyan İstanbul’da Sıradan Bir Gün’ü bizi şehirde taksiyle dolaştırırken Dilara Polat’ın İstanbul Martısı isimli ödüllü filminde bir martıyı takip ediyoruz. Jordana Maurer’in filmi Geçiş, Boğaz’daki trafik sıkışıklığını anlatıyor. Melis Bilgin’in ödüllü filmi Tetrist ise tarihi yarımadanın mimari özelliğini nasıl adım adım kaybettiğini maharetle anlatıyor.

 

Ucu Olmayan Şehir ve İstanbul Hatırası

Suç şehri, aşk şehri, hırsların şehri, intikam şehri, Müslüman şehri, tarihi şehir, kozmopolit şehir… Eski Yeşilçam filmlerindeki İstanbul’a nasıl özlemle bakılıyorsa, bugünkü İstanbul’da geçen filmlere de öyle bakılacak bir süre sonra. Şehrimiz çok fotojenik evet, ama herşey o kadar hızlı değişiyor ki filmler ister istemez şehrin belli bir döneminin belgesi olarak da zamanla önem kazanıyor. Oysa başlı başına İstanbul’u konu eden müthiş belgeseller de var.

Makyajsız bir İstanbul için, Ekümenopolis – Ucu Olmayan Şehir izlenmeye değer. İmre Azem’in filmi şu soruyu soruyor; “İstanbul’daki ekolojik eşikleri aştınız. Nüfus eşiklerini aştınız. Ekonomik eşikleri aştınız. Peki nereye gidecek bunun sonu?”.

Gönlünüzü hoş tutmak için ise Fatih Akın’ın özellikle yabancı sinemacıların gözünü ve kulağını biraz daha İstanbul’a çevirmelerini sağlayan 2005 yapımı, güzeller güzeli filmi İstanbul Hatırası

İyi seyirler…

 

Meraklısına Notlar

İzlemek için

http://www.berlinale-talentcampus.de/campus/program/telelecture/560

Okumak için

Vesikalı Şehir, Feride Çiçekoğlu, Metis Yayınları

Işık Gölge Oyunları, Ümit Ünal, Hazırlayan Gül Yaşartürk, Yapı Kredi Yayınları

Çizgiromanseverler için

Çiztanbul, Studio Rodeo

*Sadi Çilingir’e katkılarından dolayı çok teşekkürler.

Yazıda Geçen Filmlerin Listesi

-Rusya’dan Sevgilerle

-Dünya Yetmez

-Skyfall 

-Gergedan Mevsimi

-Köstebek

-Uluslarası

-Takip İstanbul

– Ekümenopolis

-İstanbul Hatırası

-Duvara Karşı

-Hamam

-Altın Yumruk İstanbul’da

-Geceyarısı Ekspresi

-Murder on the Orient Express

-L’immortelle

-Topkapı

-Uzak

-Anlat İstanbul

-İstanbul Kanatlarımın Altında

-Organize işler

-11’e 10 Kala

-Köprüdekiler

-Pandora’nın Kutusu

-Hayat Var

-İstanbul

-Tetrist

-İstanbul Martısı

-Geçiş

-İstanbul’da Sıradan Bir Gün

2013 Hillsider Magazine Sayı 69 Yılbaşı 

istanbulHayat-Var-evistanbulHayat-Vargeceistanbulhayatvar_teknecibabaistanbulhayatvarhalicistanbulhayatvarhayatistanbulhayatvarposter

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s