Home

Pembe Panter’i yazmak istiyorum, dedim. Ama itiraf edeyim izlemekten yazamıyorum. Çok özlemişim. Öte yandan yazının teslim tarihi geldi de geçiyor. Başlamak bitirmenin yarısıdır deyip girişiyorum yazıya…

Önce animasyonun ya da Türkçe söylersek canlandırmanın sinemadan önceye uzanan tarihine, sonra sinema dünyası ve eğlence endüstrisi içindeki varoluşuna, televizyon mecrasının ve belli bir hedef kitleyle yani çocuklarla sınırlanmanın bu tekniği kıstırdığı yere ve tüm bunların arasında en pembe, en havalı panterin kendine has hallerine bakalım. Yalnız herşeyden önce, şu jargonu yerli yerine oturtmamız gerekiyor.

Animasyonun Tükçesinin canlandırma olduğunu zaten belirtmiştim. Ben bu sözcüğün Türkçe’sini çok beğenirim. Çünkü yapılan işin özüne işaret eder. İşin özü aslında canı olmayan bir çizgiye ya da nesneye film üzerinde can vermektir. Canlandırma ya da animasyon belli bir sinema türü değil bir tekniktir. Bu teknikle istenen her türde film yapılabilir. Bakınız sinema ve televizyon için, her yaş grubuna, her zevke uygun üretim yapılan Japon animeleri… Çizgi film, canlandırmanın yani animasyonun tekniklerinden sadece biridir. Çizmeden de animasyon yapılabilir. Bakınız Wallace and Gromit gibi güncel örnekler vermekte olan Aardman Stüdyosu’nun üretimleri… Wallace and Gromit stop motion (tek kare canlandırma) tekniği ile üretilmiştir. Cut out var, pixillation var, rotoskopi, ışık animasyonu, iki boyutlusu ve üç boyutlusu var… Canlandırmada teknik çok. Ama dağılmayalım. İki boyutlu bir çizgi kahramandır, bizim panter. Çizgi filmdir.

Tüm animasyon üretiminin dayandığı mantık az çok aynıdır. İnsan gözünün önünden bir saniyede 24 kare geçerse insan gözü bu kareleri tek tek algılamaz, hareketi bir bütün olarak algılar. Canlandırma filmlerde de her bir saniye için 24 kare üretilir. Her hareket saniyelere bölünür. Her bir saniyeye denk gelen hareket parçası 24’e bölünür. Sonra, yapılan bir çizgi film ise, çiz çiz çiz… Denebilir ki, artık bilgisayarlar var, işin hammaliyetini makinalar yapsın… Ama kazın ayağı öyle değil. Canı olmayan can verebilir mi? Pembe Panter üzerinden gidersek, bu çizgi kahramanın gerçekten yüreklerde yer edebilmesi için karakter tasarımından, vücut hareketlerine, mekanlardan hikayeye, yan karakterlerden ses ve müziğine dek herşeyin hem aklın hem de yüreğin süzgecinden geçmesi gerekir.

Tüm bu bilgilerden sonra animasyon deli işidir, dersem herhalde yok canım, demezsiniz. Tam bir deli işidir. Ama kim normal ki?

 

Sinemadan Önce Animasyon Vardı

Yalan değil. Sinema fotoğrafa dayanır. Animasyon ise fotoğraftan da önce vardı. Paleolitik dönemde yapılmış mağara resimlerinde hayvanların ayaklarının, hareketi hissettirmek üzere çoğul çizildiğini görürüz. İşte bugün bu deli şini yapmakta olanların akrabalarıdır bu mağara insanları. İran’daki arkeolojik kazılarda bulunmuş, 5200 yıl önceye tarihlenen bir toprak kadehin üzerinde hareket halinde bir çöl keçisi görünür. Bir ağacın yapraklarını yemek üzere zıplayan keçinin hareketi ardışık beş karede resmedilmiş. 4000 yıl önceye tarihlenen Mısır duvar resminde de güreş yapanlar animasyon mantığında kare kare çizilmiş. Bu arkeolojik örneklerden daha çok verebilirim, ama bunu geçelim. Büyülü fener denen magic lanternler, flip booklar da sinemadan önceki erken dönemlerde animasyonun üretim ve sunum tekniklerinin gelişmesine işaret eder. 19. yüzyıl icatlar yüzyılıdır; phenakistoskop (1832), zoetrop (1834), praksinoskop(1877) ve nihayet 1890’larda sinematograf icat edilir. Hemen ardından tamamı canlandırma ya da bir bölümü canlandırma olan filmler üretilmeye başlar. Üretilen kısa canlandırma filmler sinemalarda gösterilir. Kullanılan yöntemler giderek çeşitlenir. Daha 1910’lu yıllarda üretilmiş uzun metrajlı animasyon filmler varsa da bu filmler bugün kayıptır. 1920’li yıllarda ilk popüler animasyon karakter seyirci ile buluşur: Felix the Cat. Bu karakter aynı zamanda ticari bir meta olarak oyuncakçılarda pazarlanan ilk üründür. Felix the Cat’in telif hakları yaratıcısına değil yapım şirketine aittir ve bu giderek yaygınlaşacak bir uygulamadır.

O dönemde yükselmekte olan soyut sanat anlayışına paralel olarak soyut animasyon filmler de üretilir. Ancak dönemin iktidarı Naziler bunu dejenere sanat olarak görür ve 1930’lu yıllarda önünün keser. 20. yüzyılın ilk yarısına dek yalnız ya da küçük bir ekiple çalışan ve kendi buluşları ile yeni teknikler geliştiren, bu şekilde film üreten canlandırma sanatçıları olduğu göze çarpar. Ancak 2. Dünya Savaşı’nın ardından özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde sinemanın popülerliğine de paralel olarak büyük animasyon stüdyoları kurulur. Kendi başına çalışan ve yeni teknikler geliştiren sanatçılar silinir gider. Seri üretime geçilir. Avrupa’daki boğucu baskı ve savaş ortamından kaçan animasyon sanatçıları kendilerine bu animasyon stüdyolarında yer edinirler. Disney ve Warner Bros (Warner Brothers Cartoons) bu alandaki en büyük iki yapım şirketidir.

Kendisi de bir animasyoncu olan Walt Disney kendi yapım şirketinde üretilen tüm animasyonlara yaratıcı olarak damgasını vurur. Disney’de onun vizyonunun ve tarzının dışında bir üretim yapılması mümkün değildir. Warner Bros’ta çalışan animatörler ise kendi tarzlarını yaptıkları işe yansıtma şansına daha çok sahiptir. Walt Disney iyi anlatılmış, dokunaklı hikayelerin seyircide daha fazla ilgi uyandırdığını farkeder. Ve stüdyosunda bir Hikaye Departmanı kurar. Bundan sonra Disney kısa animasyonlar üretmeye devam etse de uzun metraja daha fazla ağırlık verir. Warner Bros’un odağı ise kısa metrajda kalır. 1950’lerde ABD’de renkli televizyon evlere girmeye başlar. Bunun bir sonucu olarak da sinemalarda kısa canlandırma film gösterimleri azalır, sektör televizyonda gösterilmek üzere çocuklar için dizilerin üretimine yönelir. Çocuklara üretim yapmanın en karlı yanlarından biri dizi filmlerin kendisinin kazancından öte, karakterlerin oyuncaklarının satışından gelen gelirdir. İşte Pembe Panter bu ortamda doğar…

 

Pembe Panter Doğuyor

Olay Blake Edwards’ın başının altından çıkıyor. Sakar bir detektifi merkeze alan Pembe Panter isimli komedi film çekme hazırlığında olan yönetmen Edwards bu film için bir çizgi karakter tasarlanmasını ister. De Patie ve Freleng ise reklam işleri yapmakta ve kazandıkları ile stüdyolarını ancak döndürmektedirler. Blake Edwards onlara senaryoyu verir, şirket de Hawley Pratt’ın hazırladığı karakter tasarımlarını ona sunar. Edwards hiç tereddütsüz birini beğenir. O gün seçilen çizim bugün bildiğimiz Pembe Panter’dir. Yönetmen bu çizimi iş kartlarına ve antetli kağıdına bastırır. Filmin çekimlerini yapmak üzere Avrupa’ya gider. Filmde sakar detektifi son anda ekibe dahil olan Peter Sellers oynayacaktır. 6 ay kadar sonra Edwards tekrar Freleng ve De Patie’nin kapısını çalar. Çekimler bitmiş post prodüksiyon aşamasına geçilmiştir. Bu sefer Edwards’ın isteği filmi için Pembe Panter çizgi karakterinin yer aldığı bir jenerik hazırlanmasıdır. Edwards jeneriğin tamamen animasyon olması gerektiğine karar vermiştir. Şimdi dönüp filmlere baktığımızda Blake Edwards’ın neden bu tercihi yaptığını anlamak hiç zor değil. Pembe Panter filmlerini şöyle bir aklınızdan geçirin. Müfettiş Clouseau’nun sakarlıkları, sadık uşağı Cato ile sonu gelmez dövüşleri, yanlış anlamaları… Sinema perdesinde Peter Sellers’ın hayat verdiği Müfettiş Clouseau gerçek bir insandan çok bir animasyon kahraman gibi abartılı davranmakta, aynı çizgi kahramanlar gibi ne kadar düşüp yere yapışsa da bir an sonra hiç birşey olmamış gibi ayağa kalkmakta, herşeyi karıştırsa, herşeyi yanlış anlasa da sonunda hep kazanmaktadır.

İlk filme ve jeneriğe dönelim… Animasyon stüdyosunun geliştirdiği jenerik fikri biraz pahallıya mal olacaktır ama neyse ki stüdyo tarafından kabul edilir. Bu sırada Blake Edwards ekibe önemli bir ismi dahil eder; Henry Mancini. O yılların başarılı bir müzisyenidir Mancini, ancak animasyon deneyimi yoktur. Çekilmiş filmlerin hazır görüntülerinin üzerine müzik yazmaya alışıktır. Oysa canlandırmada operasyon tersten işlemektedir. Önce müzik hazırlanmalı sonra onun temposuna ve melodisine uygun olarak animasyonlar yapılmalıdır. Bu Mancini’ye aykırı gelse de bir süre sonra bir tempo ve melodi ile çıkagelir. Bildiğimiz Pembe Panter müziği… Animasyon stüdyosu çalışmaya koyulur. David De Patie, Mancini’nin ne kadar muhteşem bir iş çıkardığını kayıt stüdyosuna girene dek farketmediğini itiraf eder. Ve yıllar sonra dönüp baktığında Pembe Panter’in başarısında karakterle birlikte müziğin de yarı yarıya payı olduğunu söyler. Orijinal müzikte tenor saksafonu çalan kişi Plas Johnson’dır. Mancini daha besteyi yaparken onunla çalışmayı kafasında koymuştur. Johnson’ın “cool” tarzı yazdığı melodi için çok uygundur. Bu noktada Pembe Panter’in yaratıcılarından ve nasıl bir deneyimle bu işe başladıklarından bahsetmek istiyorum. Freleng Warner Bros’ta yıllarca çalışmış, yönetmenlik yapmış Oscar ödüllü bir isimdir. Bugs Bunny, Tweety, Speedy Gonzales filmlerinde çalışmıştır. De Patie ise yine Warner Bros’ta çalışmış bir yapımcıdır. Warner Bros animasyon bölümünü kapatınca De Patie ve Freleng birleşip kendi stüdyolarını kurarlar. Karakter tasarımcısı Hawley Pratt bu ikilinin Warner Bros’tan tanıdıkları bir isimdir. Pembe Panter, Pratt’ın çizimleri ile şeklini bulur. John Dunn ise hikayelerden sorumludur. Çizgi Pembe Panter karakteri “cool” mizah anlayışını ona borçludur. Dunn da hem Warner Bros’ta hem de Disney’de çalışmış bir isimdir. Bu, birbiri ile çalışmaya alışık ekip çizgi Pembe Panter’i vareder. Pembe Panter’in doğum yılı 1964’tür.

 

Jenerikten Yıldızlığa

Pembe Panter çizgi karakterinin film yıldızlığına yükselmesi Oscar ödülü sayesinde olur. Blake Edwards’ın filmi çok tutulmuş, jenerikteki karakter de pek beğenilmiştir. Freleng ve De Patie hemen bu karakter için kısa bir çizgi film projesi geliştirirler: The Pink Phink. Pembe Panter acelesiz, kendi isteklerinden ödün vermeyen, geçtiği yerde mutlaka izini bırakan (tercihen pembe) bir karakterdir. Öte yandan sıradandır da. Şimdi düşününce bana bir nevi Şarlo gibi geliyor… Soğukta dışarıda kalınca ısınmak ister, ormanda uyurken kampçıların sesinden rahatsız olur, duvarlar boyanacaksa rengi pembe olsun ister… Düzen bozucudur ancak istekleri hiç de abartılı sayılmaz. Bu ilk kısa filmde Pembe Panter’e küçük bir adam eşlik eder. Freleng’e benzerliği ile dikkat çeken bu adam Pembe Panter’in tersine asabi ve çok şanssızdır. Ne kadar çabalarsa çabalasın bizim panterin karşısında hiç şansı yoktur. Pembe Panter hiç usanmadan onun yaptığı şeyleri bozar, Küçük Adam ise herşeyi defalarca baştan yapmak zorunda kalır. Sonuçta kazanan hep bizim Pembe Panter’dir. Pembe Panter’in dünyasında renkler ve çizimler oldukça sadedir, panterin hareketleri acelesizdir. Çok grafik bir anlatım vardır. Tüm film boyunca Mancini’nin müziği kullanılır. Konuşma yoktur.

Aslında televizyon devreye girdiğinden beri kısa canlandırma filmlerin sinemalarda gösterimi oldukça azalmıştır. Buna rağmen United Artists, Pembe Panter’in arkasında durur ve bir uzun metrajlı filmin tanıtımına harcayacağı kadar parayı bu karakterin kısa filmine harcar. Afişler bastırılır, gazetelere ilan verilir, halkla ilişkiler faaliyetleri yürütülür. Sonuçta 1964 yılının kısa canlandırma film dalında Oscar ödülü The Pink Phink filminin olur. Bu sayede Pembe Panter karakteri bir film yıldızına dönüşürken De Patie-Freleng Enterprises da Amerikan sinemasının animasyon alanındaki en önemli stüdyolarından biri haline gelir.

Bu Oscar ödülünün ardından sinema için kısa canlandırma Pembe Panter filmleri ard arda üretilir. Bir süre sonra Pembe Panter televizyona transfer olur. Pembe Panter her ne kadar ilk başta çocuklar için üretilmemiş olsa da televizyona geçince hafta sonu sabah kuşağına yerleştirilir ve asıl hedef kitle çocuklar olarak belirlenir. Bu da Pembe Panter’de bazı değişiklikler olmasına yol açar. Hikayeler çocuk izleyicilere göre şekillendirilir. Orijinal görüntüsünde yer alan sivri tırnaklar yok edilir. Dört ayak üzerinde ağzında sigara olan pozu da tarihe karışır. Artık hep iki ayağı üzerinde görünür ve hareketleri daha fazla insancıllaşır. Pembe Panter artık bir süperstradır. Dergisi çıkar, oyuncakları üretilir… 1980’lerde evlere video oynatıcıların girmesi popüleritesini bir kat daha arttırır. İzleyicilere günün modasına uygun kıyafetler içinde göründüğü olur. 1990’larda Pembe Panter çiziminde siyah bir kontür kullanılmaya başlanır. 2000’li yıllara gelindiğinde ise 21. yüzyılın üretim olanaklarına ve zevkine göre göre hafifçe elden geçirilir. Bana sorarsanız en en iyi hali 80’lere kadar olan halidir. Öte yandan Peter Sellers’ın baş rolünde oynadığı komedi filmler oyuncunun ölümüne dek çekilmeye devam eder, Mancini de farklı müzisyenlerle ortak çalışmalar yaparak Pembe Panter tema müziğinin yeni yorumlarını geliştirir, kayıtlar plak olarak dinleyicilere ulaşır.

Bundan birkaç sene önce ilk Canlandıranlar Festivali’ni yaparken 70’li yıllarda Pembe Panter filmlerinde çizer olarak çalışmış Nelson Shin’i konuk etmiştik. Uzun yıllar Freleng-De Patie Stüdyosu’nda çalışmış olan Shin ona Pembe Panter sorulduğunda “Pembe Panter benim” diyordu. İnsanın aklına ister istemez “Emma Bovary benim” diyen Flaubert geliyor. Nelson Shin’e hak veriyorum. İnsan yıllar boyunca her bir saniyesi 24 kareden aynı karakteri çizerse sonunda o olur. Ya da o karakter o olur. Animasyon deli işi demiştim. Ama gördüğünüz gibi yazı da deli işi…

Eh, bu kadar delilik yeter. Ben kaçıyorum. Pembe Panter çok güzel, gelsenize…

 

Meraklısına Notlar

Bu yazıyı yazarken faydalandığım kaynaklar ilginizi çekebilir…

-Stüdyo siteminin canlandırma sanatına etkileri konusunu merak edenler için şu yazı var;

http://www.digitalmediafx.com/Features/animationhistory.html

-Live action ve animasyon arasındaki ilişkiye tarihi bir pespektiften bakan bu kitap da çok bilgilendirici… Animasyon’un Önlenemez Yükselişi, Özge Samancı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2004

-Pembe Panter’in doğumundan bugünlere gelene dek tüm hikayesini anlatan bir kitap var; Pink Panther-The Ultimate Guide to the Coolest Cat in Town, Jerry Beck, 2005

-Pembe Panter tema müziği rock versiyonu;

-Pembe Panter tema müziği acapella versiyonları;

https://www.youtube.com/watch?v=HbQDjAx0n3I

https://www.youtube.com/watch?v=7DtsunfFct4

-Unutmadan… 24 kare sinema için geçerli. Televizyon için saniyede 25 kare gerekiyor. Dijital teknikler geliştikçe üretimdeki yöntemler de değişiyor. Ama ne olursa olsun çok emek, yürek ve akıl isteyen bir iş canlandırma. Özellikle iyisi yapılacaksa.

2015 Hillsider Magazine Sayı 79 Yaz

pembe panter hillsider1pembe panter hillsider2pembe panter hillsider3

pembe panter siyah zeminimages

images-1

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s