Home

Bir işkolik ile iş dışı konuları konuşmak çok zor… İşini değil kendini anlatsın istiyorum. İtalyan’ı, Amerikalı’sı, Uzak Doğulu’su, Yunan’ı, Alman’ı, Türk’ü, İrlandalı’sı, Avusturalyalı’sı… Onca milletten insanla, ayrı ayrı tellerden çalan röportajlar yaptım. Şimdi de karşımda bir Kolombiyalı oturuyor. Latindir, sıcaktır, konuşkandır, artık kendini anlatır da anlatır sanırsınız, oysa ağzından Zumbasız cümle çıkmıyor. Diyeceğim o ki, işkolikler milletlerüstü bir konuma sahip. Alberto “Beto” Perez de, o milletten. Emin miyim? Evet. Son kararım mı? Kesinlikle… Yine de azimle size Zumbasız bir Beto portresi çizmek iddiasındayım…

…Bu nedenle Beto’nun anlattıklarına değil anlatmadıklarına biraz odaklanacağım.

İlk sorum şuydu; “Beto’ lakabı nerden geliyor, kimdir bu ‘Beto’?” Cevap, “Cali doğumlu Kolombiyalı, ‘Beto’ da Alberto’nun kısaltılmışı” olarak geldi. Bir saat sonra Beto’nun Türkiye’deki ilk Zumba dersi var. Yarım sandviç, yanında ‘naneli değil sade’ limonata trafiğinde Zumba’ya değil de Beto’ya geri dönebilmek için “internette baktım da, Cali güzel yermiş…” diyecek oldum. İstiyorum ki; bahsetsin biraz memleketinden… Cevap “Evet, sadece internette” oldu, nokta. Eee Beto, dahası? Anlattıklarından derleyerek yazıyorum; dahası “18’imde Cali’den ayrıldım. Kolombiya’nın başkenti Bogotá’ya taşındım. Koreograflık yaptım. Fitness koçluğu yaparken Zumba’yı geliştirdim. Shakira ile çalıştım. 30’umda Miami’ye yerleştim. İngilizce öğrendim. Dünyanın bir numaralı dans-fitness çılgınlığı Zumba… Kolay ve eğlenceli Zumba… Zumba…” Gerisi Zumbalı cümleler şeklinde gidiyor. Onun için ben araya giriyim…

 

Kolombiyalı Beto

Yıl 1499. İspanyollar, bugün Kolombiya olarak bilinen topraklara ayak basar ve fethettikleri yerlerde hemen koloniler kurarlar. Onlar gelene kadar dorukları karlı, yamaçları ılıman, vadileri tropik toprakların, kendi halindeki yerli halkları Muisca, Tayrona, Sinú ve Quimbayalılar ticaret ve altın işleme sanatıyla meşguldur.

İspanyollar’ın ağzının suyunu asıl akıtan, dünyanın en değerli zümrütlerinin ve daha pek çok değerli madeninin burada çıkarılması olsa gerek. Balta girmemiş ormanlarda yaşayan maymun, jaguar, timsah, puma, tapir ve armadilloların, papağan ve kolibri gibi tropik kuşların da onlarda şaşkınlık uyandırdığını tahmin edebiliriz. Bitmedi… Pek çok kelebek, örümcek ve böcek türlerinin yanı sıra timsah ve kaymanlar da onları hayrete düşürmüş olmalı.

Kristof Kolomb’un adıyla ünlenen ülke topraklarına, Kolomb’un hiç ayak basmamış olması ilginç değil mi? Bu toprakları gören ilk Avrupalı, İspanyol Alonso de Ojeda ve onun kılavuzu İtalyan Amerigo Vespucci imiş. Avrupalılar bu topraklara siyah köleleri de getirmişler. Kolombiya’nın bugünkü nüfusunun %75’i melezlerden oluşuyor. Yerliler ise nüfusun artık sadece %1’i.

1800’lü yılların ilk yarısında bugünkü Kolombiya, Ekvador, Panama ve Venezuela topraklarını kapsayan bir federasyon kurulmuş. Ama yürümemiş. Şimdi her biri ayrı birer devlet. O zamandan bu zamana Kolombiya çok karışık ve kanlı günler geçirmiş. Çok dilli (yerlilerinkilerini de katarsak), çok dinli (yerlilerinkini de katarsak), çok renkli (İspanyolu, zencisi, kızılderilisi), çok danslı (bkz. her türlü Latin dansları), kaynakları zengin (sadece değerli taşlar da değil petrol de çıkıyor) ama insanları yoksul Kolombiya, dünyanın en çok göç veren 2. büyük ülkesi (imiş).

Bugün, 40 milyondan fazla kişinin yaşadığı Kolombiya’nın kahvesi, karanfili, bir de Latin Amerika ülkesi olarak dansları ve dansçıları meşhur… Bizim Beto da hayatı dansla yoğrulmuş bir Kolombiyalı.

 

Dansçı Beto

Beto, daha gencecik bir delikanlı iken yerel sanatçılar için koreografiler yaparak ve salsa kulüplerinde dans ederek hayatını kazanmış. Daha sonra prestijli Maria Sanford Brazilian Dans Academy’de burslu öğrenim group, Latin dansında uzmanlaşmış ve aynı Akademi’de eğitmenliğe başlamış. Salsa, Merenge ve Rumba derslerinin yanı sıra Tap, Funk, Caz ve Modern Dans dersleri de veriyormuş. Daha sonra sertifikalı bir kişisel eğitimci ve grup egzersizi eğitmeni olmuş.

 

Egzersiz Eğitmeni Beto

Bir gün Beto, Cali’de verdiği egzersiz derslerinden birinde aerobik müzikleri yerine Latin müzikleri çalar ve Latin danslarından ilham alan doğaçlama hareketlerle dersi tamamlar. Hazırlıksız olarak yaptığı bu ilk “Zumba” dersinin ardından Beto’nun yeni yöntemi çok beğeni görür ve Beto Kolombiya’nın başkenti olan Bogotá’ya taşınır. Bir denizsiz şehirden ötekine… Ama artık önünde yepyeni kapılar açılacaktır.

Adamımız, “Zumba” ile ülkesinde öyle popüler olur ki; 1998’de yine bir Kolombiyalı olan Shakira, “Pies Dezcalsos” albümünde onu dans direktörü olarak görevlendirir.

2000 yılında, Beto Amerika’ya göç eder. “Fitness dünyasına bakın…” diyor. “Amerika’da ne moda olursa dünyada da o moda olur.” Anlaşılan adamımıza memleketi dar gelmiş. Kolombiya’yı sarsan Zumba, Amerika’yı da sarsar mı? Dünyayı da sarsar mı? Cevaplar Miami’de. Onun için ver elini Miami…

 

Dansı Özleyen Beto

Kolombiya’yı es geçen adamımızın Miami konusu açılınca dili çözülüyor. “Miami’yi seviyorum” diyor fit Latin insanı Beto. “Orada harika bir hayatım var. Miami’de her milletten insan yaşıyor. Kolombiyalı da çok var. Evime yakın bir Kolombiya restoranında yemek yiyiyorum. Evim de güzel. Komşularım hep zengin insanlar. Süper bir arabam var. İşim çok iyi gidiyor. Zumba egzersizleri yaptırmaya hala devam ediyorum çünkü Zumba’yı seviyorum. Suda Zumba, Aletli Zumba, Yaşlılar için Zumba gibi değişik Zumba programlarını geliştirmek ve dünyayı dolaşarak, Hillside’da yaptığım gibi, tanıtmak için çok yoğun çalışıyorum. O nedenle artık sanatçılara koreografi yapma işine ve dansa zaman ayıramıyorum. Zumba…” Hop, yine Zumba moduna girdi. “Dans etmeyi özlemiyor musun, şöyle sahneye çıkmayı, spot ışıklarını filan?” diye araya kılçık atıyorum. Duraklıyor… “Bu bana ilk defa soruluyor. Gerçekten çok iyi bir soru…” diyor. Kedi olalı bir fare tuttum diye seviniyorum. Ama erken sevinmişim çünkü cevapta yine Zumba geçiyor… Adamın hayatı Zumba olmuş… İçimden “sen dönme o Miami’ye Beto be! Kal burda… Boğaz’da meze ye rakı iç, mantımızı, iskenderimizi tanı… Azıcık kilo al, gevşe” demek geçiyor… Hillside’ın star ithal fitness eğitmenine bunları demeyi gözüm yemediği için limonatama gömülüyorum. Cevap şöyle geliyor; “Bu önemli bir soru gerçekten, çünkü çok uzun zaman sadece koreograf değil dansçı olarak da pek çok şarkıcı ve sanatçı ile çalıştım. O zamanlar seçmelere girerdim. Benden daha genç, daha uzun, daha yakışıklı adamlarla yarışırdım. Ama ben yarışmayı sevmem. Sonra fitness dünyasına kaydım. Bu dünyada kimse ile yarışmam gerekmiyordu. İşim iyi gidince dans defterini kapattım. Ama 3 yıl önce, özlediğim için, sahnede dans ettim. Latin Billboard Müzik Ödülleri gecesinin koreografını tanıyordum. Ona dans etmek istediğimi ama seçmelere katılmak istemediğimi söyledim. Ayrıca insanların benim Zumbacı adam olduğumu bilmelerini istemiyordum. ‘Sadece zevk için dansetmek istiyorum.’ dedim. Kabul etti ve o gece dans ettim. Ama kimliğim gizli kalmadı çünkü dansçılardan biri benim Zumba programıma katılmış olduğu için beni tanıdı. Şöyle de bir durum var; koreografi gereği üstümüz çıplak dans etmeliydik ama dansçıların çoğu kendilerini yeterince fit bulmadıkları için o şekilde dans etmek istemiyorlardı. Sadece üç kişi bunu kabul etti. Biri bendim, diğeri de Zumba egzersizi yapan o diğer dansçı… Neyse… ben artık danstan daha çok egzersiz yaptırmayı seviyorum. Gerçekten Zumba öğretmeyi… Zumba için yeni hareketler geliştirmeyi…”…

 

Evde Tek Başına Beto

Amerika’ya yerleştiğinden beri hiç Kolombiya’ya dönmemiş. “Ben geriye dönüp bakmam, hep ileri bakarım.” diyor, nokta. Çıkmaz sokakta olduğumu anlayıp “Çok televizyon izler misin?” diye, ortaya rastgele bir soru atıyorum… “Evet, hem de çok. Yalnız yaşadığım için evde bir ses olsun istiyorum. Hatta o yüzden, hem müzik seti hem de televizyon devamlı açıktır. Biraz haber ve belgesel izlerim. Dizi asla seyretmem. Çoğunlukla klip izlerim. Dans figürlerine bakarım… Zumba için…” Hop, yine Zumba vadisindeyiz… “Gemliğe doğru / denizi göreceksin / sakın şaşırma” demiş şair, ama yine de hep şaşırtır beni orada denizi görmek. Ben şaşıran bir tipim belli ki. Çünkü her Zumba’ya geçişinde Beto’ya da şaşırıyorum. Güzel güzel kendisinden konuşurken Zumba da Zumba!

 

Fala İnanmayan Beto

Neyse, bir de falcı anekdotu var… Onu da sizden esirgemeyeyim. Bir gün bir çingene, fala inanmayan adamımıza fal bakar ve onunla ilgili şu kehanette bulunur; “Sen çok başarılı olacaksın, dünyayı gezeceksin ama bunun için deniz kenarında yaşaman gerekiyor.” Beto bu sözleri fazla umursamadığını söylüyor ama Miami’ye taşındıktan iki yıl sonra belediye başkanı ona şehrin anahtarını vermiş ve bir günü de Zumba Günü ilan etmiş. Yani öyle böyle değil, adamımız gerçekten çok ‘başarılı’ olmuş, okyanusa nazır Miami’de.

Bugün Beto’nun 38 ülkeye yayılmış, 20 binden fazla Zumba eğitmeni var. “30 bine de ulaşmış olabilir” diyor. “Zumba dünyanın en popüler fitness programıdır.” diyor. Ve yine Zumba’ya tosluyoruz yani. Belli ki yaptığı iş onu çok tatmin ediyor. “Amerika’yı fethettim. Bütün fitness dünyasının gelmiş geçmiş en başarılı ilk Latin’iyim. Fitness fuarlarında herkes bizi tanıyor ve başarımızdan dolayı bana ve programıma saygı gösteriyor. Amerikalılar bu fitness dünyasını kontrol ediyorlar. Ben de dünyayı fethetmek istiyorum. Hayır, aslında fethetmek doğru kelime değil. Herkes Zumba’yı tanısın ve yapsın istiyorum. Çin’e, Almanya’ya yani hiç Latin dansları ile yakınlığı olmayan ülkelerin insanlarına bile Zumba öğretiyorum. Öldüğümde de Zumba devam etsin istiyorum. Zumbacı adam olarak hatırlanmak istiyorum. İyi bir ekibim var, ortaklarım da çok iyi. İnsanlar da Zumba’yı seviyorlar. Çünkü Zumba onların hayatını değiştiriyor…” Bu zincirleme Zumba tamlamasına müdahale ederek “Ne güzel insanın sevdiği işi yapması” diye bir yola giriyorum ki; kendisi ile ilgili kritik bir bilgi açığa çıkıveriyor… “Doğuştan yetenekli olduğumu biliyordum. Benim ailem yok. Ablam, ağabeyim, kardeşim… kimsem yok. Ne yapacaksam kendim yapmalıydım. Başarılı olmak zorundaydım. Ama eğlenceli ve sevdiğim bir şeyi yapmak istedim. Resim de yaparım, iyi fotoğraf da çekerim, müzikte de iyiyimdir, dansta da… yani sanatsal şeylerde. Bunlardan birini seçip ilerlemem gerekiyordu. Ben de dansı seçtim. Ama dansçılık hayatı kısa ve çok rekabetçi. Ben dansla fitness’i birleştirdim ve bunu işim haline getirdim. Çok şanslıyım çünkü işimi severek yapıyorum. Dünyayı geziyorum ve insanlarla tanışıyorum. Onlara Zumba ile mutluluk verdiğimi düşünüyorum. Çünkü Zumba yapmaya başladıktan birkaç dakika sonra herkes gülümsüyor… Zumba… Zumba…”

Bu arada, dünyanın akciğeri olarak nitelenen ve gözümüz gibi bakmamız gereken ama hiç de hakettikleri özeni göstermediğimiz Amazon ormanlarının hala keşfedilmemiş iç kesimlerde, İspanyollar’dan önce ataları nasıl yaşıyorsa öyle yaşayan, 300.000 dolayında yerlinin olduğu tahmin ediliyormuş, biliyor muydunuz? Bunu Beto’dan öğrenmedim ama onun için Kolombiya araştırması yaparken öğrendim. Pardon Beto, lafını balla böldüm. Hemen sana dönüyorum.

 

İşte Böyle Bir Beto

Türkiye’ye ilk defa Hillside’ın davetlisi olarak gelen Beto’ya göre, İstanbul Bogotá’ya benziyor. Hillside City Club’ı da Miami’deki çok “cool” bir spor merkezine benzetmiş. Daha İstanbul’a çok gelir bence iş için… Bir kere burası da denizin kenarında, hem kapı gıcırtısına bile oynuyoruz, ayrıca Latin danslarına mesafeli bakanlar bile Zumba’ya meylediyor…

Eğer siz de Zumba’yı çok merak ettiyseniz lütfen başka kaynaklara başınızı vurunuz. Ben size Beto diye Kolombiya’lı işkolik, fit bir adamı tanıtmaya çalıştım. O kadar.

2009, Hillsider Magazine

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s