Home

Size şu pastel renkli sert filmden bahsetmek istiyorum; Prenses Kaguya Masalı… Çok özel bir film, bu. Ve animasyon. Çocuk filmi olup olmadığına siz karar verin.

Sinemada kadınları merkeze alan hikayelere pek az rastlanıyor. Kadın odaklı ya da her iki cinse de eşite yakın varoluş alanı tanıyan bir sinema, ne dünyada ne de ülkemizde var. 70 80 90 Masum Küstah Fettan isimli belgeselde sinema yazarı Alin Taşçıyan “Erkekler birbirlerine kahramanlıklarını anlatmayı ve izlemeyi severler” diyor. Haksız mı? Sadece sinema tarihi değil, bugünün zincir sinema salonları da o filmlerle dolu.

Dünya nüfusunun yarısı kadınken baş kişisi kadın olan filmler pek az. Baş kişisi kadın olan filmlerde de kadın, çoğunlukla bir cinsel obje gibi konumlandırılıyor. İlla her sahnede genç, güzel, çekici olmak zorunda. Erkeğin gözüne, zevkine hitap edecek… Baş kişisi kadın olmasa bile filmler kadınları diğer rollerde hakkaniyetle gösteriyordur canım, diyebilirsiniz… Göstermiyorlar. 40’ını geçmiş kadınlar için Hollywood’da da Bollywood’da da iş bulmak zor. Öte yandan 70’ine merdiven dayamış erkeklere hala aksiyon sahneleri olan başroller, gencecik kadınlar karşısında jön rolleri oynatılabiliyor… Filmde adı olan bir kadın karakter varsa ikincisini aramayın, bulmak zor. Hadi buldunuz diyelim; adı olan iki kadın karakterin sadece erkeklerle değil kendi aralarında konuştuklarını duyalım derseniz… O daha da az. O iki kadın çiçekten, böcekten, kuşlardan, sezon sonu indirimlerinden, hava durumundan, dünya hallerinden, çoluk çocuktan, işten güçten, sanattan, spordan, bilimden filan konuşsunlar istiyorsanız, yani erkekler dışında herhangi bir konudan… Ah, ne çok şey istiyorsunuz! Saydığım Bedchel kriterlerinin yanından bile geçmeyen “şaheser” filmlerle dolu etrafımız ve anlı şanlı sinema tarihimiz. Şu bile başlı başına çok irkiltici bir istatistik değil mi; Geena Davis’in kurduğu enstitünün yaptığı bir araştırmaya göre figüranlı kalabalık sahnelerde görünen kadın oranı ancak %17. Üstelik sadece aile filmleri kategorisini kapsayan bir çalışma, bu. Böylece çocuklara küçükten şu işlenmiş oluyor: Kadınlar fazla ortalıkta görünmez, ortalık yani kamusal alan erkeklerindir.

Sonuç olarak filmin baş kişileri arasında kadınlar neredeyse yok, figürasyonu arasında da yeterince yok… E, hani nüfusun yarısıydık? Sanat hayatın aynasıdır diyenlere gelsin… O aynaya bakıyorum, kendi cinsimi göremiyorum. Pardon bunlar “sanat” filmi değildi de “ticari” film miydi? İyi ama, her durumda bana bilet satılıyor… Laf aramızda, “sanat” filmlerinde de durum çok farklı değil.

Peki animasyonlarda?

Animasyonlarda da durum farklı değil. Anaakıma (anaakım kelimesi de komik olmayan bir şaka gibi) ucundan kıyısından dahil olan canlandırma filmlerde de istisnalar olmakla birlikte bol erkek kahraman az kadın, silik kadın formülü uygulanmaya devam ediyor. Kadın karakterlerin çoğu, sonunda bir prense varacak prensesler. Ki o prenseslerin de topunun vücut ölçüleri ile yüz çizgileri fazlasıyla birbirine benziyor. Animasyon yönetmenlerinin ve karakter tasarımcılarının şöyle dediği röportajlar var: “Eee şey… Yani kadınlar… Yani onları çok değişik çizemiyorsun. Yani hareket şart ya, animasyonda. İşte erkek karakter atlıyor, zıplıyor, dayak atıyor, dayak yiyor, herşeyi yapıyor ama kadınlara bunları yaptıramazsın. Onlar prenses. Güzel olmak zorundalar. Atlayıp zıplasalar saçları bozulur, kızıp bağırsalar yüzlerinin şekli deforme olur, yani çirkin olurlar…” Konuşma böyle devam ediyor. Sonra bakıyoruz tüm kadın animasyon karakterlerde aynı badem yüzler, aynı hokka burunlar, aynı ince bel, uzun bacaklar, gür saçlar… Ve bir durgunluk bir durgunluk! Birşey daha; filmlerin çoğu onları, ancak prenslerine kavuşmalarına dek konu etmeyi tercih ediyor. Prenses dediğinin başka ne hayatı olacak?! Bu prenseslerin içlerine sıkıştırıldıkları durumu sorguladıkları yok. O gür (bakın burası çok önemli; rengi opsiyonel) saçlarının teli bile oynamıyor. Yaşadıkları nedeniyle bu prenseslerin karakterleri milim gelişmiyor. Ve bu filmler ile çocuklar büyüyor… İşte bu uluslararsı sinema ortamı ve atmosferi içinde, Prenses Kaguya, başka…

Farklı Bir Ghibli Filmi

Stüdyo Ghibli’de üretilen, yönetmen İsao Takahata’nın yıllar içinde geliştirip 2013 yılında tamamladığı Prenses Kaguya Masalı bir kızın büyüme hikayesini konu ediyor… Film, 2015 yılında En İyi Uzun Metrajlı Animasyon Film dalında Oscar adayı olmuş ama seçilmemiş. Seçilen hangi film derseniz; Big Hero 6. Disney’den yeni bir bildik kahramanlık hikayesi. Akademi üyelerinin çoğunun erkek ve beyaz olmasının bu seçimlerde ne kadar etkisi vardır dersiniz?

Neyse… Önce Takahata’dan bahsetmeliyim. Önemli bir isim. Ghibli’nin kurucularından. Savaş ortamında geçen etkileyici ve dokunaklı, Grave of the Fireflies filminden, daha önce bir yazımda bahsetmiştim. İşte Takahata onun da yönetmeni. Yıllar öncenin televizyon dizisi Heidi’de de imzası bulunan Takahata, Miyazaki kadar çok ve sık film yapmıyor. Ghibli’nin kimi filmlerinde ismine yapımcı olarak rastlıyoruz. Tarzı Miyazaki’den farklı. Miyazaki bir çizer olarak filmlerini resmederek tasarlarken Takahata çizim yapmıyor, beğendiği çizerlerle çalışıyor. Ayrıca hikayeye çok önem veriyor ve yine Miyazaki’den farklı olarak önceliği çizimlere değil senaryo yazımına veriyor. Belki nedeni, üniversitede Fransız Edebiyatı okumuş olmasıdır… Yine görece olarak, fantastik dünyalardansa gerçekçi bir dünyaya daha yakın duruyor.

Kaguya’ya başlamadan önce, Takahata’nın aklında yeni bir görsel tarz denemek varmış. Ne çekecekse o tarzda çekecekmiş. Diyor ki; “Animasyonlar çocukları, bir başkasının fantazi dünyasına iterek kendi hayal güçlerini çalıştırmaktan mahrum bırakıyor. Biz onların kendi hayalllerini kurmalarını sağlayacak, başka türlü bir animasyon yapmalıyız.” Özgürleştirici değil mi? Bu cümlelerden, Takahata’nın içinde yer aldığı sektörü sorguladığı, ona keskin eleştiriler getirdiği ve alternatif yolların arayışında olduğu anlaşılıyor. Kaguya’yı yapacağı netleşince aklındaki o özgürleştirici, izleyenin hayal gücüne de alan bırakan tarzı gerçekleştirebilecek çizerler ve animatörler aramış. Takahata, “Bu animasyon film için en iyi çizerlerle çalışmam gerekiyordu ki insanların duygularını yakalayabilelim, kalplerine dokunabilelim ” diyor. Üstelik bunu izleyiciye ne hissedeceğini dikte etmeden yapmak istediğini söylüyor. Takahata bir risk almış ve sonuçta ortaya, görsel olarak bütün Ghibli filmlerinden farklı bir film çıkmış.

Estetik Bir Deneyim

Amerikan animasyon piyasasında 2D (iki boyutlu) animasyona pek düşkünlük yok. Onlara bu teknik eski geliyor ve 3D (üç boyutlu), CG tekniklerini tercih ediyorlar. Ancak Ghibli bilindiği üzere 2D çalışıyor ve onlar yapınca hiç de eski ve yetersiz bir teknik gibi görünmüyor. Özellikle Takahata’nın bu son filminde geliştirdiği tarz son derece özgün ve etkileyici. Takahata herşeyin elle yapılmadığını, onların da Ghibli’de bolca bilgisayar kullandığını söylüyor ancak bu, filmin görüntüsüne bir sahtelik, bir sentetiklik getirmemiş. Takahata teknolojiyi duyguları ifade etmek için bir araç olarak kullandığını söylüyor. Film; pastel renkleri, kimi yerde natamam bırakılmış çizimleriyle yumuşacık bir resim gibi izleyicinin önüne seriliyor. Çizgiler yumuşak ama hikaye sert. Bu telaşsız, yapmacıksız filmi izlerken sadece duygusal ve heyecanlı bir hikayeyi takip etmiyorsunuz, estetik bir deneyim de yaşıyorsunuz.

Artık hikayeye geçelim mi? Sondan başlayayım… Komediler düğünle, trajediler ölümle biter, tamam. Bu film nasıl bitiyor? Ölen yok, ama düğün de yok. Ay söyleme ben izleyecektim, diyorsanız, sayfayı çevirin. Şu satırdan sonra, sonu dahil pek çok şeyini açık edeceğim, filmin.

Kahraman Prenses

Hikaye 10. yüzyıldan kalma bir Japon masalına dayanıyor. Her Japon’ın bildiği bir masal bu. Takahata bu masalı kendi meşrebince anlatmış. İzleyicilere masalın, daha öce farketmedikleri bir yönünü göstermek istediğini söylüyor. Bir kız çocuğunun büyüme hikayesi, bu. Sinemada erkek versiyonlarına bolca, kız çocuğu ya da kadın versiyonlarına ise nadiren rastladığımız bir hikaye türü. Kadın doğulmaz olunur, demişti Simon de Beauvoir. Kendine biçilen toplumsal cinsiyet rolü ile uzlaşmış bir kadınlık için ilk şart da, “güzel ve terlemeyen bir prenses” olmak. Ama bazılarımız buna tam da razı olamıyor işte!

Filmin hikayesi kısaca şöyle… Bundan çok çok uzun zaman önceki bir Japonya’dayız. İhtiyar ormancı Okina, ışıklar içindeki bambu filizinden doğan bir kız çocuğuna rastlar. Karısı Ounaa ile birlikte bu kızı kendi kızları olarak yetiştirirler. Kız mucizevi bir hızla büyümekte ve çok güzelleşmektedir. Okina doğduğu andan itibaren onun bir Prenses olduğuna inanmıştır. Kızlarına Prenseslere layık bir hayat yaşatabilmek için karı-koca ormandaki fakir kulübelerini bırakıp yine bambu ormanında buldukları para ve değerli kumaşlarla kente taşınırlar. Burada Prenses sıkı bir “kadın olma” eğitiminden geçer. Önce hareket kabiliyetini kısıtlayacak, taşıması güç, kat kat kumaşlardan oluşan bir kılığa büründürülür. Müzik ve güzel yazı öğrenmesi istenir. Prenses hayata gözlerini açtığı doğadan kopmuştur. Doğanın içinde, kendi doğasıyla da uyumlu yaşadığı ilk yıllar artık geride kalmıştır. Şehirde ama bir evin içinde, hapiste gibi geçmeye evrilen yeni hayatı ve bu kadınlaştırılma/soylulaştırılma operasyonları ona dayanılmaz gelir. Ama annesi ve özellikle de babasının hatrına dayanır. Mürebbiyesi Japon gelenekleri uyarınca kaşlarını almak, dişlerini siyaha boyamak ister. Prenses bunları hiç istemez; “Kaşlarım alınırsa terim gözüme kaçar! Dişlerim siyaha boyanırsa ağzımı açıp gülemem!” diye itiraz eder. Mürebbiye kesin bir dille prenseslerin zaten terlemeyeceğini ve ağzını açarak gülmeyeceğini söyler. Diyolog, Prenses’in cevabıyla şöyle ilerler;

-Bu aptalca. Bir prensesin bile terlemesi ve yüksek sesle gülmesi gerekir, bazen. Hem sonra ağlaması, kızması ve bağırması da gerekir.

-Asla.

-O zaman soylu bir prenses, insan olamaz.

Doğru. Olamaz!

Kahramanımızın cevabını, artık ona kahramanımız demekte bence hiç sakınca yok, Disney prenseslerini çizenler duymuştur umarım.

Film boyunca bizim Prenses’in yüzünde, Disney prenseslerinden farklı olarak, her tür insani ifade izlenebiliyor. Onu bebekliğinden kadınlığına dek; en tatlı, en neşeli, en kızgın, en üzgün, en korkmuş, en şaşkın, en umutlu, en endişeli, en korunaksız halleriyle görebiliyoruz. Kılığı kimi zaman pejmürde kimi zaman şık, saçları kimi zaman darmadağınık kimi zaman usulünce taranmış olabiliyor. Takahata, çizerlerinin elini korkak alıştırmamış. Her ifade, her görünüm özenle çizilmiş.

Kaç Kaguya Kaç

Prenses ilk aybaşını yaşayınca önce toplumda sözü geçen ihtiyar bir erkek, adını koyar: Kaguya… Prenses Kaguya. Anlamı, bambudan doğmuş ışıldayan prenses gibi birşeydir. Daha sonra günlerce süren bir kutlama yapılır. Bu kutlamalar erkekler arasındadır. Kadınlar ancak hizmet etmektedir. Kaguya’nın ise kutlamalar boyunca bir paravanın arkasında hareketsiz oturması gerekir. Kaguya’nın mutsuzluğu giderek katmerlenir. Güzelliği ve toplumla bir türlü uzlaştıramadığı kadınlığı hayatını gölgelerken, Kaguya’nın kahkahası yitip gitmiş, gülen yüzü solmuştur. İnsan yerine konmadığını ve bundan sonra hayatının tam bir kabusa dönüşeceğini anlayan Kaguya, kaçar… Prenseslerde görmeye alışık olmadığımız büyük bir öfkeyle duvarları devirerek, perdeleri yırtarak ve üzerindeki kat kat kıyafetleri ardında bırakarak son hız oradan uzaklaşır. Hayal kırıklığı ve öfke içindedir. Bu oldukça ilginç bir sahne. Takahata radikal bir tercih yapıyor. Ve filmin görsel dilinde, renklerinde, formlarında sadece bu bölüm için büyük bir değişikliğe gidiyor. Kaguya duvarları yıkıp koştukça film gerçekçi tarzından uzaklaşıyor, kullanılan pastel renkler koyulaşıyor. Işığı kararıyor. Dahası, Kaguya karakteri ve etrafındaki herşey formunu kaybediyor. Bunu önce genel planda sonra da yakın planda iyice görüyoruz. Güzelliği ile baş tacı edilen Prenses isyan duygularının dışavurumu olarak artık adeta bir yaratığa dönüşmüştür. Bu duygu patlamasının ardından hırpani haldeki Kaguya’yı ormandaki eski kulübelerinin civarında görürüz. Oyun arkadaşlarını ve daha çocukken gönlünü kaptırdığı Sutemaru’yu arar. Ama bulamaz. Sutemaru’nun ailesi orayı terketmiştir. Hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Gidebileceği hiçbir yer yoktur.

Çaresiz Dönüş

Kutlamaların ardından Prenses Kaguya güzelliği ile iyice ünlenmiştir. Ve sırf güzel olduğunu duydukları için onunla evlenmek isteyen talipleri vardır. Aklını kullanarak çoğu talibinden kurtulur, Kaguya. En uygun gibi görünen talip Kaguya’nın yerine geçen çirkinleştirilmiş kadınla evlendirileceğini sanarak son anda cayar. Biri hırsına yenilir, kaza geçirip ölür. Her bir talip üzerinden sahte “erkek kahramanlıkları” sergilenir. Taliplerden kurtulan ama bu sırada duygusal olarak daha çok yıpranan Kaguya bir öfke nöbeti daha geçirir ve evdeki tek tesellisi olan bahçeyi darmadağın eder. Kendi dahil herşey sahte görünür gözüne. Kendini suçlar.

Bu arada, ulaşılamayan güzel kadın olarak ünü daha da arttığı için İmparator bu güzelliğe kendisinin sahip olması gerektiği fikrine kapılır ve “Hayır” cevabına rağmen Kaguya’yı zorlar, onu alıp götürmeye kalkar. İşte o zaman beklenmedik bir gelişme olur. Bir gerçek ortaya çıkar. Kaguya insan olmayı istediği, duyguları dolu dolu yaşamayı merak ettiği için dünyaya Ay’dan gelmiş biridir, meğer. Yani aslında bir Dünyalı değildir. Eğer çok içten olarak geri dönmek isterse, Ay halkı onu geri alacak, Ay pelerini üzerine geçirildiğinde Dünya’da yaşadığı herşeyi unutacaktır.

Tüm yaşadığı olumsuzluklara rağmen Kaguya, Dünya’da yaşadığı yıllar boyunca Ay’a dönmeyi hiç istememiş, hatta Ay’dan geldiğini tamamen unutmuştur. Ta ki İmparator’un Kaguya’yı zorla alıp götürmeye kalktığı ana kadar… İşte o zaman Kaguya, içgüdüsel olarak tüm kalbiyle, onu mengene gibi sıkan bu hayattan çekilip alınmayı diler. Bunu dilediği anda da Ay’dan geldiğini hatırlar. Hemen bu dileğinden pişman olur. Çünkü herşeye rağmen hayat hayattır, annesine ve babasına duyduğu sevgi, doğanın güzelliği sahte değil gerçektir. Kaguya doğaya, çocukluğunu yaşadığı ormana bir kere daha geri gider, Sutemaru ile bile karşılaşır bu gidişinde. Ancak Kaguya’ya artık dünyada bir gelecek yoktur. Ay halkının onu alıp götürmesine kimse engel olamaz.

Ne Düğün Ne Cenaze

Kaguya insan olarak kabul edilmek ve insan olarak kalmak için verdiği mücadele ile, yüreğimde sağlam bir yer edindi… Ve o, Ay’a doğru götürülürken bir dostumu, bir kardeşimi, bir parçamı kaybetmişim gibi üzüldüm. Disney prenseslerinin bende yaratmadığı derinlikte hisler bunlar. Bu film, yaşattığı duygusal ve estetik deneyimle, hep bende kalacak. Benimle kalacak. Siz denk düşürebilirseniz eğer, sinema perdesinde izleyin. Gözleriniz bayram etsin. Ama olmadı, nerede denk gelirseniz orada mutlaka izleyin. Çocuklu ya da çocuksuz… Kof kahramanlık hikayelerinden sıkılmadınız mı?

Meraklısına Notlar

70-80-90 Masum Küstah Fettan

https://www.youtube.com/watch?v=YTOjcPRgr6E

Bedchel Test ve kör noktaları hakkında

http://www.huffingtonpost.com/anna-waletzko/why-the-bechdel-test-fails-feminism_b_7139510.html

Patricia Arquette’in eşit işe eşit ücret talep ettiği Oscar konuşması sonrası izlenimleri

http://www.hollywoodreporter.com/news/patricia-arquette-what-happened-my-845822

Geena Davis’in %17 ile ilgili açıklamaları

http://www.themarysue.com/geena-davis-unconscious-bias/?utm_content=buffer20a48&utm_medium=social&utm_source=facebook.com&utm_campaign=buffer

Kadın çizmek niye zor, kime zor? İşin erbabı olması gerekenler, anlatıyor…

http://entertainment.time.com/2013/10/14/do-animated-female-characters-need-to-be-pretty/

http://www.cartoonbrew.com/disney/frozen-head-of-animation-says-animating-women-is-really-really-difficult-89467.html

Looking from the Outside In – Gender Representation in Animation

Yıl 2015, animasyonda kadına yapılan haksızlık üzerine sempozyum düzenleniyor

http://blog.calarts.edu/2015/12/15/calarts-holds-first-symposium-on-gender-bias-in-animation/

Yönetmen İsao Takahato ile yapılmış, yazıda alıntıladığım röportaj (DP/30)

https://www.youtube.com/watch?v=8TlxSboH-D8

Hillsider Magazine 82, 2016 Bahar sayısı

pkhillsider1pkhillsider2pkhillsider3pkposter

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s