Home

Aslında felekten bir hafta sonu çalıp döneceklerdi. Ancak, film jargonuyla konuşacak olursak, olaylar gelişti… Hiç beklenmedik yönde, üstelik. Ev kadını Thelma ile garson Louise’in ve filmin de, tüm beklentileri aşan bir durumu oldu. Bazen, aslında nadiren, Hollywood, bağrından böyle atipik filmler çıkarabiliyor! Devrimci bir film olarak nitelenen Thelma&Louise çekileli 25 yıl oldu. Peki, oldu da ne oldu? Thelma’lardan ve Louise’lerden, sinema perdelerine kadın hikayelerinin ulaşabilmesinden, kamera önündeki ve arkasındaki kadınlardan konuşalım, hadi… Uluslararası sinema çevrelerinde bir süredir bu konu özel bir vurguyla konuşuluyor, istatistikler çıkarılıyor, kadın kollektifleri kuruluyor.

Filmi kısaca hatırlatmam gerekirse; Bir Thelma var, bir de Louise. Bunlar iki iyi arkadaş. Geena Davis’in oynadığı Thelma’yı oldukça naif ve bağımlı bir kişilik olarak tarif edebilirim. Susan Sarandon tarafından canlandırılan Louise ise feleğin çemberinden belli ki geçmiş, yaşça Thelma’dan biraz daha büyük, lider ruhlu bir kadın… Thelma saldırıya uğrayınca Louise adamı vurup öldürürek arkadaşını kurtarır, yolda karşılaştıkları otostopçu aşırı çıtır Brad Pitt’in oynadığı JD tüm paralarını çalar, çaresiz kalınca Thelma market soyar, peşlerine pek iyi bir Harvey Kietel’ın oynadığı kanun adamı düşer. Thelma ve Louise, sevdikleri ve sevmedikleri adamları, işlerini güçlerini, evlerini, tüm hayatlarını filan geride bırakarak kaçarlar, kaçarlar, kaçarlar. Ve yakalanmazlar.

Yönetmen Alien, Blade Runner, Gladiator gibi filmleriyle tanınan Ridley Scott. Burada da gerçekten etkileyici bir iş çıkarmış. Öte yandan senarist bence bu film için önemli, çok. Çünkü fikir, karakterler ve senaryo onun başının altından çıkıyor. Callie Khouri, Thelma&Louise ile En İyi Senaryo Oscar’ını kazanmış. Ve mutlu son görmeye meraklı herkese şöyle seslenmiş; “Bana göre, bu, mutlu sondur.” Teksaslı Khouri lafını esirgeyen biri değil. Arada ona döneriz. Şimdi biraz filmin oyuncu kadrosuna bakalım… 

Rüya Takım

Çoğu kaynakta filmden yol filmi olarak bahsediliyor ki film hakikaten de yollarda geçiyor. Ancak Susan Sarandon’ın tarifini ben daha çok tutuyorum. Sarandon diyor ki; “Aslında bir kovboy filmiydi, çektiğimiz. At yerine araba, kovboylar yerine de iki kadın vardı.” Geena Davis de filmin bu kadar büyük yankı uyandıracağını önceden hiç tahmin etmediklerini vurguluyor. Senaryoyu ilk okuduğunda Thelma değil Louise rolünü kendine yakıştırmış. Ama Susan Sarandon’ı görür görmez Louise için asıl onun uygun olduğuna ikna olmuş. Ve aralarında filmdekine benzer, abla-kardeşvari bir ilişki gelişmiş. Davis pek çok röportajında, ilham aldığı, öğüt aldığı bir kadın olarak bahsediyor, Sarandon’dan. Brad Pitt’e gelirsek… Bu filmdeki yaklaşık 15 dakikalık performansıyla, ilk önemli çıkışını yapmış. Geena Davis deneme çekiminde onunla senaryodan parçalar okurken dikkatini toplamakta zorlandığını gülerek itiraf ediyor. Kendi kendine de “Hay Allah, çocuğun deneme çekimini mahvediyorum, topla kızım kafanı” diyormuş. Bu arada kibar hırsız JD rolü için deneme çekimi yapılan bir diğer isim de o sıralar televizyon dizilerine saplanmış ve sinemaya geçmek için kıvranmakta olan George Clooney. Clooney vizyona girdikten sonra uzun bir süre üzüntüden filmi izleyemediğini söylüyor. Nihayet izlediğinde Pitt’in rolü almasını hakkaniyetli bulmuş… Hadi, bu kadar magazin yeter.

Neredeyse her diyoloğu ve her sahnesi ayrı anlamlı olan bu film pek çok olumsuz eleştiri de almış. Filmi tehditkar bulanlar, sonunu içine sindiremeyenler olmuş. Senarist Callie Khouri filmin sonu ile ilgili bardağın boş tarafını görenlere finalin sembolik olduğunu, araba havada asılı iken görüntünün özellikle dondurulduğunu belirtiyor. Khouri, “Bütün başlarına gelenlerden ve verdikleri mücadeleden sonra onları kimsenin ele geçirmesine razı olamazdım. Onlar uçtu ve o halleriyle kitlelerin bilinç dışına dahil oldular,” diyor. Filmi fazla feminist ve erkekler açısından tehditkar bulanlara da iki çift lafı var, tabii… Onlara özetle, çenelerini kapamalarını söylüyor… Daha ayrıntılı cevabı IMDb sayfasından okuyabilirsiniz… Bugün olabildiğince tarafsız bir gözle filme baktığımda, filmdeki erkeklerin kimisinin olumlu kimisinin de olumsuz karakterler olduğunu ve bir denge içinde olduklarını söyleyebilirim. Özellikle Harvey Kietel’ın gereğinden fazla “iyi” çizildiğini düşünüyorum. Zaten ne olabilir ki? Sonuçta bir Ridley Scott filmi. Scott kötü erkek karakter vurgusu yapmak yerine kadınlar için tekinsiz olan dünyayı görkemli bir şekilde yansıtmış. Zaten Scott sinemacı olarak bir görkem insanı… 

Sanki Devrim mi Oldu?

Kamera önündeki ve arkasındaki takım rüya gibi… Film fişek gibi… Filmin vizyona girdiği günden yani 1991 yılından bugüne dek gördüğü büyük ilgi de cabası… Ancak devrim? O sanki olmadı gibi. Olmadı aslında, açıkça konuşalım. Bu sıra dışı filmin yarattığı heyecan nedeniyle benzerlerinin gırla çekileceği düşünülmüş. Yani başrollerinde kadınların olduğu, kadın dostluğuna, dayanışmasına vurgu yapan, bu kadınların yaşadığı maceraları, verdikleri mücadeleleri konu eden filmler… Ama hayır, Thelma&Louise hiç de böyle bir furya yaratmamış.

Geena Davis 80’li yıllarda Meryl Streep, Glenn Close, Sally Field gibi oyuncuların oynadığı filmlerden oyuncu olmak için ilham aldığını ve sinemada bir kadın oyuncu olarak kendisine gelecek gördüğünü söylüyor. Victoria’s Secret mankenliğinden oyunculuğa geçtikten sonra, 33 yaşında Oscar kazanan, 35 yaşında Thelma&Louise’de oynayan ve Beetlejuice’tan A Leage of Their Own’a dek pek çok ilgi çekici filmde rol almış olan Geena Davis yıllar ilerledikçe Hollywood’da durumun kadınlar açısından pek de parlak olmadığını farketmiş. Daha önce her sene film çeken Davis 40’lı yaşlarını sürerken ancak Stuart Little filmlerinde oynayabilmiş. “40’ından sonra aktristlerin pek iş bulamadığına dair konuşmalar oluyordu ama benim başıma gelmez diye düşünüyordum. Geldi.” diyor Davis. Durumu kabullenmekte çok zorlanmış. Elbette bunda Davis’in rol seçim kriterleri de etkili olmuştur. Çünkü Davis, “kahramanın kız arkadaşı” rolleri ile ilgilenmediğini “güçlü, bağımsız” karakterlerle ilgilendiğini açıkça söylüyor. O arada okçuluğa merak sarıp ABD olimpik takım seçmelerinde yarı finale dek yükselen Davis 2002 yılında doğum yapmış. Küçük kızıyla çocuklar için hazırlanmış sinema ve televizyon yapımlarını izlerken bu yapımlarda bir gariplik farketmiş… Kadın karakterlerin azlığı… Sektördeki çevresi ile bu farkındalığını paylaştığında kimseyi inandıramamış. Sektörün profesyonelleri böyle bir dengesizlik olmadığını, o günlerin çok geride kaldığını söyleyip durmuşlar. Ortada ciddi bir araştırma da yokmuş. Davis oldukça inatçı, her yaptığını ciddiye alıp sonuna kadar götüren bir yapıya sahip olduğundan mıdır nedir, olay bir araştırma enstitüsü kurmasına kadar uzanmış. Geena Davis’in kurduğu enstitü 10 yıldır faaliyette. Öncelikle kendi tespitinin doğru olup omadığını öğrenmek için araştırma yaptırmış. Haklı olduğu rakamlarla kanıtlanınca sonuçları Hollywood’daki stüdyolarla, prodüksiyon şirketleriyle, meslek birlikleriyle özel toplantılar yaparak, teke tek paylaşmaya başlamış. “Amacım halkı eğitmek ya da filmcileri utandırmak değildi” diyor. Ah, bu arada Geena Davis Institute on Gender in Media’da yapılan araştırmalar şunu gösteriyor ki popüler filmler arasında konuşmalı rollerin ancak %31’i kadınlarda. Figüran kullanımında bile kadınlar seyrek tercih ediliyor. Yani o arkadan geçenler arasında bile kadın az. Animasyonlarda da durum çok farklı değil, örneğin Kayıp Balık Nemo’da, 5. dakikada anne öldükten sonra, koca okyanusta (koca okyanusta!) Dory dışında dişi balığa rastlanmıyor! Film yapanların ancak %21’i kadın. Yönetmen, senarist ve yapımcıdan birinin kadın olması bile kamera önündeki ve arkasındaki ekipte kadın-erkek dengesinin kurulmasını destekliyor. Davis başka sektörlerde de oranların bu civarda olduğuna dikkat çekiyor ve yaptığı araştırmaların sonuçlarını sinema ve televizyon sektörünün profesyonellerine sunarak değişimi oradan başlatmayı hedefliyor. “Onlardan seneler sürecek yeni projeler tasarlamalarını değil şunu istiyorum, erkek olarak tasarladığınız bir karakteri alın, hiç birşeyini değiştirmeyin, sadece adını değiştirin. Ve o rolü hemen bir kadına verin.” Davis sadece bunu yapmanın bile izleyicilerin algısında ve istatistiklerde çok şey değiştireceğini savunuyor. 

Farklı Bir Festival: Bentonville

Thelma&Louise bir devrim yarattı mı sorusuna tekrar geri dönersek… Kadınların oynadığı rollerin oranı Amerikan Sineması’nda 1946’dan beri değişmemiş. Devrim filan yok yani ama sürekli atılan adımlarla alınan yollar var. Örneğin İsveç’te devletin dağıttığı film fonu bir süredir kadınlar ve erkekler arasında eşit şekilde paylaştırılıyor! Davis genel olarak kadınların kendilerine güvenlerinin eksik olmasını da popüler kültürde erkeklere göre daha az görünmelerine ve göründüklerinde de belli yaş ve fiziksel kriterlerle kısıtlanmış olmalarına bağlıyor. O, çoğulculuk taraftarı. Özellikle kızların, çocukluklarından itibaren, çeşitli iş kollarında çalışan, çeşitli fiziksel özelliklere sahip kadınlarla eğlence endüstrisinin ürünlerinde karşılaşmaları gerektiğini söylüyor. Bunun onların kendilerine güvenlerini güçlendireceğine dikkat çekiyor. Thelma&Louise’in de kadınlara alternatif bir varoluş sunması nedeniyle bu kadar büyük bir etki yarattığını düşünüyor. Kendi kariyerinde de kadın izleyicilere nasıl farklı varoluşlar sunabilirim diye kafa yormuş ve gelen teklifleri bu bakış açısı ile değerlendirmiş. Ona Golden Globe ödülünü kazandıran Commander in Chief dizisindeki rolünü ise hiç düşünmeden kabul etmiş. Televizyon dizisinin çalışma temposunu oldukça yıpratıcı bulsa da kadın olarak bir Amerikan Başkanı’nı oynamayı çok sevmiş. “Keşke daha uzun zaman devam etseydi dizi” diyor.

Davis’in son bombası ise Bentonville Film Festivali. Azınlıkların ve kadınların üretimlerine vitrin olmak üzere tasarlanmış bu festivalin en ilgi çekici ve fark yaratan özelliklerinden biri ödül kazanan yapımların sinema, televizyon, DVD ve dijital dağıtımlarını garantilemesi. Davis, genç oyuncu Emma Watson’ın Interview dergisi için onunla yaptığı röportajda Sundance’i kuran Robert Redford ve Tribeca’yı kuran Robert De Niro’yu hatırlatıyor, yaptığının benzer bir iş olduğunu söylüyor. Umarım Bentonville de bu festivaller gibi serpilir.

EWA ve Film Fatales

Alice Guy-Blanche adını hiç duydunuz mu? Sanmıyorum. Bugün pek hatırlanmasa da sinemanın ilk icad olduğu ve bu yeni “oyuncak” ile insanların neler yapılabileceğini tam olarak kestiremediği yıllarda sinama alanında pek çok kadın varmış. 1873 doğumlu Alice onlardan biri. İlk kadın sinema yönetmeni olarak anılıyor. Ayrıca yapımcı, mucit girişimci… 1896’da Fransa’da film çekmeye başlıyor ve sinemacılığa Amarika’da devam ediyor. O, ve daha pek çok kadın, sinemanın bir hikaye anlatma aracı olarak kullanılmasında, sinemanın bir anlatım dili olarak gelişmesinde büyük katkı sağlamışlar. Ancak sinema çok kâr getiren bir meta haline geldikçe kadın yönetmenler buharlaşmış. Saçma, değil mi? Değil aslında. Yuva yapan dişi kuşlar evde yemek yapar, lokantaların aşçıları ise erkektir. O kafa.

Bugün sinema yapmak isteyen ya da yaptıklarını daha fazla dolaşıma sokmak isteyen kadınlar çeşitli kolektifler kuruyor ve dayanışarak piyasadaki zorlukların üstesinden geliyor. European Women’s Audiovisual Network (EWA) ve Film Fatales (FF) böyle oluşumlar. Her ikisinin de Türkiye’de ayakları var. 2010’da temelleri atılan 2013 yılında bağımsız kimliğine kavuşan EWA’nın başkan yardımcılığına oybirliği ile seçilen isim, yapımcı Zeynep Atakan. Türkiye’de de organizasyonlar düzenleyen EWA dünyanın en önemli festivallerinde kadınların ön plana çıkmasını sağlayacak etkinlikler yürütüyor. New York doğumlu Film Fatales de 2013 yılından beri faal. Leah Meyerhoff tarafından kurulan bu kadın yönetmenler kolektifinde üyeler, her ay bir araya gelerek birbirleri ile güncel projelerine dair deneyimlerini paylaşıyorlar. FF üyelerinin ürettiği filmler için her aşamada dayanışma gösterip film ortaya çıktığında da daha fazla izleyiciye ulaşmasını sağlayacak sistemler geliştiriyorlar. FF İstanbul, genç sinemacılar Esra Saydam, Nisan Dağ ve Su Baloğlu tarafından bu yıl kuruldu. Her iki oluşumun da varlığı pek çok sinemacı kadına ve bana umut veriyor… Kadınların üretimi olan filmleri 13 yıldır şehir şehir gezdiren Film Mor ve 19. yılındaki Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali de iyi ki varlar…

Anlaşılacağı üzere, yolumuz uzun, hadi ben kaçtım…

Meraklısına Notlar

Prof. Dr. A. Hülya Uğur Tanrıöver’in “Türkiye Sinemasının Kadın Yönetmenleri” başlıklı değerli bir çalışması var. Su Baloğlu ve Merve Bozcu ise Türkiye’deki kadın yönetmenleri konu alan uzun metrajlı bir belgesel filmi tamamlamak üzereler.

Film Fatales www.filmfatales.org

EWA www.ewawomen.com

Geena Davis Institute on Gender in Media www.seejane.org

Thelma&Louise 23. yıl kutlamaları

http://www.hollywoodreporter.com/news/thelma-louise-reunion-geena-davis-714401

Thelma&Louise 25. yıl kutlamaları ve Geena Davis nasıl olimpik bir sporcu oldu…

http://www.hollywoodreporter.com/news/geena-davis-wanted-susan-sarandons-866600

Emma Watson’ın Geena Davis ile yaptığı tatlı röportaj

http://www.interviewmagazine.com/culture/geena-davis/#_

Geena Davis Golden Globe ödülü basınla konuşma

https://www.youtube.com/watch?v=REQPfjxfB5Y

Senarist Callie Khouri’nin iki çift lafının yer aldığı IMDb sayfası

http://www.imdb.com/name/nm0451884/bio?ref_=nm_dyk_qt_sm#quotes

Senaryolardaki cinsiyet eşitsizliği üzerine çarpıcı bir araştırma

http://www.themarysue.com/gender-age-script-analysis/?_sm_byp=iVV7fHnFVNQbNQV7&utm_content=buffer88553&utm_medium=social&utm_source=facebook.com&utm_campaign=buffer

Hillsider Magazine 83, 2016

tlhillsider1tlhillsider2tlhillsider3

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s