Home

Bir tatlı huzura en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde ben Midilli adasını öneriyorum. Mevsim sonbahar diye Ege adalarını, hele Midilli’yi pas geçmeyin.

Midilli’ye ulaşım malum, bizim topraklardan çok kolay. Ayvalık’tan feribotla az zamanda kendinizi o diyarda bulabiliyorsunuz. Peki o diyarda ne buluyorsunuz? Ben ne buldum? Bu yazıda Ege’nin kuzeyinde kekik kokulu, kıvrımlı yolları aşıp manastırlara tırmanacağız, dağ köylerinden geçip irili ufaklı koylara varacağız… Ege’de bunlar hep var, diyebilirsiniz. Ancak… Midilli herhangi bir Ege adası değil. Bu yazı bol Sappho’lu bir yazı olacak. Çünkü ben bu yollarda hep onu düşündüm, onu merak ettim, ondan birşeyler aradım. 2500 yıl önce Midilli’de doğmuş ve yaşamış bir lirik şairden bahsediyorum. Bir ozan. Kadın. Şiirleri kadar unutuluşu ve tekrar tekrar keşfedilişi de ilginç. Midilli’ye gitmeden önce kitaplığımı taradım. Kibele Yayınları’ndan çıkmış Sappho Seçme Şiirler kitabını çantaya attım. Günay Tuğrul’un çevirisi ile Sappho’nun mısraları yolculuk boyunca bana eşlik etti. Bu yazıya da eşlik edecekler. Çünkü… Kendi diyarımızda ve yaşamlarımızda, olan biten ve bitmeyen herşeye rağmen ağzımızın tadıyla veda edelim şu 2016 yazına, değil mi ama… Sappho der ki; “Biz tadını çıkaracağız / Beğenmeyen varsa / uğursuzluk / eksilmesin başından”

Midilli Diyarı

Midilli gür yeşilliklere sahip bir ada. Çam ormanlarının yanı sıra bolca zeytin ağacı var. Zeytin ağacı; hani şu 1000 yıl, 2000 yıl yaşayanına rastlanan, bizden çok görmüş geçirmiş ağaçlar… Yağıyla, yemişiyle kim bilir kaç nesli beslemiş ağaçlar… Temiz ve lezzetli su kaynakları nedeniyle Midilli adası Yunanistan’ın en önemli Uzo üretim merkezlerine sahip. Adada tarım, hayvancılık, balıkçılık yapılıyor. Sulak alanları nedeniyle göçmen kuşların da uğrak yeri. Adanın içlerine uzanan Kalloni ve Gera körfezleri coğrafyayı iyice ilginç kılıyor. Bir de fosilleşmiş orman var ki tüm dünyada başka bir örneği yok, neredeyse.

Yıl boyu Midilli çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Örneğin bisiklet yarışı, folklör festivali, uluslararası bir müzik festivali, gitar akademisi günleri, yoga kampı ve inzivalar, kadınlara ve kadınların üretimlerine odaklanan festivaller… Adada yelken, dalış, doğa yürüyüşü, kuş gözlemi yapma olanağı da var. Midilli anakara olarak Anadolu’ya yakın, dolayısı ile Anadolu ile ilişkileri Atina ile olan ilişkilerinden çok daha güçlü olagelmiş. Bugünkü Midilli sakinlerini Ayvalık pazarlarında, marketlerinde alışveriş yaparken görünce bu ilişkinin devam ettiğini düşünmeden edemiyorum. Midilli tarih boyunca Bizans ve Osmanlı egemenlikleri altına girmişse de adanın kendine has yaşam tarzı her zaman kendini devam ettirmiş. Küçük, dışa bağımlı bir ada olmaması; ana karadan, yani hem Atina’dan hem de Anadolu’dan denizle ayrılmış olması kendi özerk ruhunu yaratmasına ve korumasına yardımcı olmuş olsa gerek. Antik Çağ’da Midilli’de konuşulan Yunanca Atina’da konuşulan Yunanca’dan farklıymış. Yine antik dönemde Atina’da ve pek çok Yunan kentinde kadınlar eğitim olanaklarına sahip değilken, bir Sparta’da bir de Midilli’de kızların devam ettiği okullar varmış. Erkek okullarında güçlü ve “güzel” olarak erkek tanrılara benzemek öğretiliyormuş. Kız okullarında ise öğrencilerin Hera ve Afrodite’e öykünmesi, onlara yakışır kızlar olması öğretiliyormuş. Hera aile ve evlilik tanrıçası, Afrodite ise malum, aşk ve güzellik. Yılın belli zamanlarında bu öğrenciler tanrıçalara saygı ve sevgilerini sunuyor, onlar adına danslı, şarkılı törenler düzenliyorlarmış. Sappho’nun pek çok şiirinde Aphrodite’ten bahsedilir. İşte bir tanesi: “Sordum kendime / Sappho, dedim, / elinden ne vermek gelir / herşeyi olan / Aphrodite gibi birine?” Sappho’nun kendini Midilli’de var etmesi tesadüf değil.

Manastırlar ve Dağ Köyleri

Midilli limanından çıktığımızda güneşin batma saati yaklaşmıştı. Kalloni körfezini teyet geçip son hız Molyvos’a yollandık. Son hız derken virajlı yolların elverdiği kadar elbette. Karanlık basarken kalacağımız yere ulaştığımızdan ancak sabah görebildik taşlık koyun sakin güzelliğini. Günlerimiz, Ege’nin ve göğün mavisine, insanı ezmeyen mimarinin ve yemeklerin güzelliğine hayranlık duyarak geçti. Sonra adayı keşfe koyulduk… Öğle üzeri sıcaklık iyice artmıştı, aynı Sappho’nu şu dizelerindeki gibi; “Öğle üzeri / Yeryüzü yanarken / yalım yalım / gökten boşanan ateşle / tiz bir türkü tutturur / ağustos böceği / kanatlarıyla”… İşte biz o ağustos böceklerinin tutturduğu tiz türkülerin arasından geçip Vatousa’ya vardık. Dağ köyü Vatousa’nın kahvehanesi pek keyifliydi. Etrafta birkaç turistten ve öğle uzosunu yuvarlayan köylü amcadan başka kimsecikler yoktu… Köydeki evlerin çoğu boş duruyormuş. Kapıları, pencereleri sıkı sıkı kapalıydı. Derken kırmızı renkte, sevimli ve tıka basa mutfak eşyalarıyla dolu bir kamyonet çıkıp geldi. Kısa bir duyuru yaparak tam önümüzde durdu. Köyün yaşlıca kadınları alışveriş yapmak üzere ortaya çıktılar. Biz köyü kendi haline bırakıp yola koyulduk. Andisa’dan geçtik. Andisa dünya müzik tarihi için önemli bir yer. Çünkü Trepandros isimli Andisalı biri varvitos adı verilen yedi telli lir’i ve tonlama sistemi Nomos’u icat etmiş. Biz, iyice tepeye tırmanıp İpsilou Manastırı’na vardık. Orada da kimse yok gibiydi. Ya yoklar ya da bizimle karşılaşmak istemiyorlar, diye düşündüm, kafam kadar ortancaların arasından yürürken. Sonra kara cüppeli bir rahip belirdi de yalnız olmadığımızı anladık. Manastırın manzarası tahmin edilebileceği üzere müthişti. Rüzgardan ve manzaradan biraz sersemlemiş olarak tekrar yola koyulduk. Ertesi gün bir manastır ve kilise daha gördüm: Taksiarhis (Mihail) Manastırı ve Kilisesi. Bu seferki daha büyük, kalabalık ve turistikti. Kafeteryası bile vardı ve lokma çıkarıyorlardı. Mihail pilotların koruyucu meleği olduğu için kapıda ve içerde maket uçaklar duruyordu. Bu inanç mekanlarına ilgimin kısıtlı olduğunu itiraf etmeliyim. Ben şair Sappho ile ilgiliyim, o da İsa’dan yaklaşık 600 yıl önce yaşamış… Ama onun doğum yeri olan Eressos’a varmadan önce bir durağımız daha var: Sigri.

Taşlaşmış Orman

Ege’nin jeolojik tarihini öğrenmek için Sigri Fosilleşmiş Ormanı Doğa Tarihi Müzesi’ni geziyoruz. Bütün bir dağ yamacı düşünün. 20 milyon yıl önceki volkanik bir patlama sonucu taşlaşmış olsun. Bütün bitki örtüsü, kökler, dallar, yapraklar, tohumlar o günkü haliyle bugüne ulaşmış. 20 metreyi geçen boyuyla yere uzanmış bir ağaç gövdesi ve bugünkü Sekoya ağacının atası sayılan bir türün ayakta dikilen taşlaşmış hali de, Avrupa’daki en büyük fosilleşmiş ağaç gövdeleri de burada. Yaklaşık 7 metre boyunda ve 8 buçuk metre çapında bir ağaç gövdesi fosili bu bölgede bulunmuş. Müzenin geniş salonlarında fosilleşmiş bitkilerden örnekler sergileniyor. Ama sizi kesmezse ormanı yerinde de ziyaret edebilirsiniz. 20 dönümlük bir arazi sizi bekliyor. Ya da Sigri’den tekneyle Nisiopi adacığına geçip orada, karadaki ve denizin içindeki fosilleşmiş bitkileri görebilirsiniz. Bir insan ömrü acıklı derecede kısa kalıyor bu manzara karşısında. Ve birbirimizi yiyerek, ne boş işlerle uğraştığımızı düşünüyorum. Sigri’deki taşlaşmış orman Eressos’a doğru uzanıyor. Söz Sappho’da yine: “Kimi süvarilerdir, diyor / kimi piyadeler, kimi de, / donanmamızın tez kürek vuruşlu / denizcileridir, diyor, yeryüzünde / göze en güzel görünen şey; bense / kişi kimi seviyorsa, diyorum, odur / en güzel” Sappho’nun doğduğu, yaşadığı yere, Eressos’a yakınız artık iyice.

Saphho: Kendinden Anlatan Şair

Şiirler epikti o zamanlar. Yani büyük kahramanlık destanlarıydı ve anonimdi. Aslında lir eşliğinde söylenen türkülerdi. Yazıya sözleri geçti, melodileri yitti. Şiir sayıldılar, sonradan. Sappho ise adını koydu, kadınlığını koydu dizelerin içine, öyle söyledi türkülerini.

Aslında aynı bizim Anadolu’lu aşıklar gibi yaptı, o aşıklar gibi yüreğini burkan, kalp atışlarını hızlandıran şeylerden bahsetti: “Hiç uyarmadan / Kasırga nasıl sökerse / meşeleri kökünden / öyle sarsıyor yüreğimi aşk” dedi.

Aşk acısı çekerken Aphrodite’e yakardı, ondan yardım istedi zorda kaldıkça: “Ey tahtı ışıl ışıl Aphrodite / Ulu Zeus’un düzenci kızı / yalvarırım yüreğimi acılarla / dağlama (…) /Geleceğin varsa şimdi gel / kurtar beni / kuşkudan, ne diliyorsa gönlüm / yerine getir, sen de katıl benimle / savaşa” dedi. Sappho, aşk şiirlerinin çoğunu kadınlara yazıyordu…

Keyif saatlerini sevdi: “Öyle mutluyum ki / İnan, / yakardım durmadan o gece / gecemiz bir kat daha / uzasın diye”

Bazen de kafa tuttu: “Yaşadıkça anlıyoruz: / Hiç de zararsız / değil zenginlik / Erdemsiz olunca”

Ve yeri geldiğinde taşı gediğine oturttu, “Şu kadarını biliyoruz / Ölüm kötü bir şey; / bak, işte tanrılardan belli; / iyi bir şey olsaydı ölüm, / önce tanrılar ölmez miydi?

Onunla birlikte şiir; ancak erkek kahramanlıklarının tekrar tekrar dillendirilebildiği bir mecra olmaktan çıktı. Dünyevi oldu. İnsanca oldu… Kişisel duygu ve deneyimlerini açık ve dürüst bir şekilde ortaya koymanın yanı sıra Sappho bir de kendi özgün şiir ölçüsünü geliştirdi: 11 heceli 3 dize ve ardından 5 heceli 1 dizelik bir ölçüydü, bu. Kısacası o kendi özgün içeriğini ve biçimini yaratan bir ozandı.

Kayıp Külliyattan Dizeler

 Sappho’dan önce de liriğe yakın şiirler yazan ozanlar var ama Sappho lirizmin sembol şairi sayılıyor. Kadın olana pek rastlanmadığı ya da varsa da bilinmediği için Sappho’nun dünya edebiyatında özel bir yeri var. Hayatı hakkında bilgimiz az. Elimizdeki şiirleri de bölük pörçük. Antik çağda sikkelere, vazolara yüzü nakşedildiği için zamanında tanındığını ve beğenildiğini anlıyoruz. Antik dönemde ve ertesinde bir süre okul müfredatlarında şiirlerine yer verilmiş, böylece Sappho’nun dizeleri dolaşımda kalabilmiş. Ancak Hıristiyanlıkla birlikte müfredatlardan çıkarılmış. 1703 yılında Katolik Kilisesi tarafından sakıncalı bulunduğu için şiirlerinin yer aldığı tüm kaynaklar sistematik olarak, itinayla yakılmış. Aydınlanma Çağı’nda ise Batı yüzünü Antik Yunan’a dönüyor. Tekrar ele alınan eski metinlerde, pek çok antik yazarın Sappho diye bir kadın şairden övgüyle bahsettiği ve şiirlerinden alıntılar yaptığı Aydınlanmacılar’ın dikkatini çekiyor. Platon, Sappho’yu 10. ilham perisi (muse) ilan etmiş, örneğin. Fakat 9 cilt olduğu söylenen Sappho külliyatının bütününe ulaşmak maalesef mümkün olmuyor. Zaman içinde lirik damarı ağır basan kimisi erkek şairler, feministler ve lezbiyenler, bu şairi özellikle sahipleniyor. Birkaç yıl önce Mısır’daki bir mumyanın sarıldığı papirüs üzerindeki yazılar incelendiğinde Sappho’nun şiir ölçüsü ve Antik Midilli Yunancası ile yazılmış dizeler ortaya çıkıyor. İncelemeler sonunda edebiyat dünyasına yeni Sappho dizelerinin bulunduğu müjdesi veriliyor.

Huzur

Eressos sahilinde ileri geri yürüyorum. Ara sokaklarda Sappho adını taşıyan bir sürü emlakçı, pansiyon, lokanta var ama benim aradığım başka… Rehber kitaplarını karıştırıyorum, kasaba sakinlerine soruyorum, “Yok mu bir Sappho müzesi, temsili de olsa bir Sappho evi, bir şeyi?” Uzo müzesi, zeytinyağı müzesi, arkeoloji müzesi, doğal tarih müzesi… kısacası türlü türlü müzesi olan bu güzel adada insana ilham verecek, ortak hafızamıza katkıda bulunacak, savaşlardan değil insani duyguların iniş çıkışından dürüstçe bahsedecek bir Sappho Müzesi ne yazık ki, bulamıyorum… Sahilin bir ucunda Sappho’yu liri ile gösteren bir heykel var, neyse. Bir de Eressos sahilinin tam karşısında tek başına denizin ortasında yükselen kocaman bir kayalık… İşte ona kesin gözü değmiştir diyorum, Sappho’nun. Ben de değdiriyorum. Şiirle, şiirde inat eden ozanın, şu kendinden emin dizeleri buluyor beni, sonra: “Yakındığım yok / Bir düş değildi / Esin Perilerinin / bana bağışladığı zenginlik: / ben ölsem de, / adım hiç unutulmayacak” Gözlerim denizin ortasında yükselen kayada… Huzur.

Midilli’nin abartısız, kendi halindeki Egeli güzelliğinde bir tatlı huzur bulmak, mümkün. Ben böyle buldum.

Şiirlerin de, adanın da, yaşamlarımızın da çıkaralım tadını…

Meraklısına Notlar

-Mutlaka dinleyin… Açık Radyo’nun Lesvoslu Lirik Şair Sappho Aramızda adlı bu programında Sappho’nun şiirlerini yazıldığı dilde yani Antik Yunanca, ardından Modern Yunanca ve Türkçe dillerinde dinleyebilirsiniz. Vassiliki Papageorgiou hem Türkçe çevirileri elden geçirmiş hem de okumaları yapmış. Sumru Ağıryürüyen Türkçeleri seslendirmiş, Orçun Baştürk ise programların ses tasarımını yapmış.

http://acikradyo.com.tr/arsiv-icerigi/lesvoslu-lirik-sair-sappho-aramizda

http://acikradyo.com.tr/i/rss/Sappho_Aramizda.xml

-Midilli’de alışveriş ve yemek için bir adres; Women’s Cooperative… Egeli kadınlar çalışıyor!

-BBC radyo ve televizyonunda izlenesi ve dinlenesi Sappho programları var.

-Eduardo Galeano’nun Sappho hakkında söyleyecekleri elbette varmış. Aynalar kitabında…

-Tzeli Hadjidimitriou. Fotoğraf sanatçısı ve yazar. Kadın temalı Midilli fotoğrafları ve A Girl’s Guide to Lesvos isimli el kitabı çok dikkat çekici.

-İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki Sappho için ya müzenin web sitesine tıklayın ya da daha iyisi müzeye gidin…

Hillsider 2016 Sonbahar sayısı, fotoğraflar Nihan Vural

15078646_1135190766572476_5656721736812261766_n15056505_1135190783239141_4507634244681518572_n

15079099_1135192829905603_9021585226676398994_n15079044_1135192879905598_3031263820669976215_n15085566_1135192466572306_8507457230444572692_n15027980_1135192403238979_2043851971645212631_n15037339_1135192346572318_6099395693182910981_n

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s