Home

Lisedeyim. Deli gibi test çözüyor ve üniversite sınavına hazırlanıyorum ama gönlümde yatan aslan sinema… Bir aile dostumuz, “Sinema çok yeni bir sanat, senin Sanat Tarihi’nden mutlaka haberdar olman gerekir” diyerek bir kitap öneriyor: Sanatın Öyküsü. Kitabı alıyorum. Hatta naif öğrenci tavrı içinde, kitabı kaplıyorum. Ve o hummalı test çözme girdabında, başlıyorum okumaya… Bu koca kitap, antik zamanlardan modern zamanlara sanatın tarihini anlatıyor. Benim anlayabileceğim şekilde anlatıyor. Kasmadan, daraltmadan. Tatlı tatlı. Huşu içinde bitiriyorum kitabı okumayı. Başka bir şehirde sinema okuduğum yıllarda da, daha sonraki yıllarda da Gombrich’in Sanatın Öyküsü kitabı hep benimle geziniyor. Kitaptan söz açıldığı ortamlarda “Aaa ben onu daha lisedeyken okumuştum” demenin de acaip pirim yaptığını farkediyorum. İyi. Harika bir kitap sonuçta… Harika değil, efsane aslında. Görsel sanatlara giriş niteliği taşıyan bu kitap ilk defa 1950 yılında basılmış. Tüm zamanların en çok satan sanat kitabı. 7 milyondan fazla satmış. 30 kadar dile çevrilmiş. Hala yeni baskıları yapılıyor, hala yeni dillere çevriliyor… Kitabın en az kendisi kadar ünlü olan ilk iki cümlesi şöyle; “‘Sanat’ adı verilen bir şey yoktur aslında, yalnızca sanatçılar vardır.”

Ben bu yazıyı size 1980’li yıllardan beri faaliyette olan, Guerrilla Girls isimli New York’lu bir feminist aktivist sanatçı insiyatifini anlatmak için yazıyorum. Konuya gir artık, bırak Gombrich’in kitabını diyebilirsiniz. Konuya girdik aslında. Gombrich’in kitabında bir (rakamla da yazayım 1) tane bile kadın sanatçı adı geçmemesine ne diyorsunuz? Yıllar sonra bu bilgiyi edindiğimde birkaç yerden omurgam kırılmış gibi hissettim… “Bana sanatın öyküsünü anlatan o güzel kitap bunu kadınlara yapmış olamaz…” yerinden oldu, ilk kırık. İkinci kırık “Ben okurken, nasıl farketmedim tek bir kadın sanatçıdan bile bahsedilmediğini!” yerinden oldu. Üçüncü kırık “Sanatın öyküsünü o kitap herkese böyle anlatıyor ama…” yerinden oldu. Derdime derman, hislerime tercüman olanlar bu yazının konusudur: Guerrilla Girls.

Yüreği Kabaranlara Gelsin

Bir Guerrilla Girls işiyle ilk defa İstanbul Modern’de karşılaştığımı hatırlıyorum. Yıl 2006. Türk kadın sanatçıların kahve falına bakmış, onların geleceğini görmeye çalışmışlardı. Tuhaf ve çarpıcı bilgiler veriyor, ilginç karşılaştırmalar yapıyorlardı. Daha sonra başka işlerini de gördüm Guerrilla Girls’ün. Ve çok sevdim. Dilleri doğrudan, yaklaşımları zekiceydi, mizah anlayışları keskindi. Peki, kafalarında goril maskesiyle dolaşan bu kızlar kimdi, nereden çıkmışlardı?

Yıl 1984. New York’taki MoMA’da bir sergi açılıyor. Serginin adı çok iddialı; An International Survey of Painting and Sculpture. Dünya çağdaş sanatının en iyi örneklerini sunduğunu iddia eden bu sergide 169 sanatçının arasında sadece 13 kadın sanatçı yer alabilmiş; beyaz, Amerikalı ya da Avrupalı olmayan bir tek sanatçı bile bu sergiye dahil edilmemişti. Tüm bunlar yetmezmiş gibi serginin küratörü Kynaston McShine şöyle bir demeç vermişti: “Bu sergide yer almayan her sanatçı kariyerini bir daha düşünmeli”. Bir ufak ayrıntı da şu… İngilizce’nin üçüncü tekil şahıs kullanırken cinsiyet belirtme özelliği nedeniyle şanlı küratör, konuşmasında doğrudan erkek sanatçılara hitap ettiğini açık ediyordu. Eh, bazen bir müsibet bin nasihatten iyi olur. Burada da öyle olmuş. Duruma kafayı takan bir grup kadın, sanat dünyasındaki önyargıları araştırıp rakamlara dökmüş ve ortaya çıkan içler acısı sonuçları sanat çevreleriyle paylaşmaya başlamışlar. Konuştukları bazı kişiler bu durumun önyargıdan kaynaklanmadığnı, beyaz ve erkek olmayanların sanat çalışmalarında bir kalite sorunu olduğunu savunmuş! Bazıları bir ayrımcılık olduğunu kabul etse de yapılabilecek birşey olmadığını söylemiş… Sanatçılar temsilcilerini, temsilciler koleksiyonerleri, koleksiyonerler eleştirmenleri, sonuç itibariyle her bir grup diğerini suçlamış. Guerrilla Girls de bu durumda, her grubu utandırmak için ellerindeki istatistikleri kullanarak kamuyu bilgilendirecek işler yapmaya başlamışlar. Sanatçıların mesken edindiği SoHo semtinin duvarlarına ilk posterlerini, çıkartmalarını asmışlar.

Gerillalar, Goriller ve Kahkahalar

Aslında bu girişimlerini gerilla ruhuyla gerçekleştirmişler ama bir yazım hatası yüzünden Gerilla Kızlar yerine Goril Kızlar olarak geçmiş isimleri. Onların da işine gelmiş bu durum. Goril maskesi takarak eylemlerini yürütmüşler. “Sanat dünyası aslında küçük bir topluluktur” diye açıklıyorlar, “Bu dünyanın en güçlü kişilerini ve kurumlarını hedef tahtasına oturttuğumuz için kendi kişisel sanat kariyerlerimiz mahvolabilirdi. Ayrıca amacımız kişisel olarak kendimize dikkat çekmek değildi, duruma odaklanılmasını istiyorduk.” diyorlar. Biraz da ürkütücü olmak istediklerini gizlemiyorlar. Ancak onların en önemli özelliği zaman içinde geliştirdikleri keskin mizah… “Kadınlar ve beyaz olmayan sanatçılar olarak durumumuz vahim” diyor, kızlardan biri. “Tek yapabildiğimiz bu durumla dalga geçmekti. Bizi küçümseyen ve dışlayan sistemle alay etmek bize kendimizi çok iyi hissettirdi. Bir de feministlerin mizah anlayışının olmadığına dair o bayat düşünce vardır ya, hani…” İlk posterleri sadece kısa ve zekice cümlelerle durumu ifade ederken mizah unsurunun mesajlarını iletmekte çok etkili olduğunu farketmişler ve bu yönlerini geliştirmişler. Sonuç; somut istatistiki bilgilerin ince bir alay,iğneleme, dokundurma ile yoğrulduğu, görsel olarak da son derece dikkat çekici olan Guerrilla Girls posterleri…

Ne Giysem ya da Giymesem?

Guerrilla Girls’ün en iyi bilinen işlerinden bir tanesinde, Ingres’in 1814 tarihli ünlü nü tablosu Une Odalisque (Odalık) önemli bir görsel öğe olarak kullanılmış. Nü’nün sırttan görünen vücudu aynen korunurken başının yerine aynı pozda bir goril kafası yerleştirilmiş, resmin orijinalindeki arka fon yerine meyvelerden muzu çağrıştıran sarı renk kullanılmış. Bu fonun üstüne espirili bir soru cümlesi ve çarpıcı bir istatistik bilgi yerleştirilmiş. 1989 tarihli posterin sorusu; “Kadınların müzeye girebilmeleri için illa ki çıplak mı olmaları gerekir?” Sorunun hemen ardından gelen buz gibi rakamlar ise şöyle; “Modern Sanat bölümlerinde kadın sanatçı sayısı %5’in altında. Nülerin ise %85’i kadın.”

Bu ikonik posterlerinin bir başka verisyonunu daha üretmişler daha sonra; bu sefer konu müzik videolarında kadınların kullanımı… Rakamlar değişiyor ama oranlar fazla değişmiyor.

Beni en çok eğlendiren poster çalışmalarından biri ise Oskar ödülleri ile ilgili olan… Başlık “Anatomik olarak doğru Oskar.” Görmeniz gerek… Guerrilla Girls, sadece sanat dünyasındaki değil çeşitli alanlardaki cinsel ve ırksal ayrımcılığı, kimselere torpil yapmadan tespit ve ifşa ediyor…

Bir başka poster çalışmalarında kadın sanatçı olmanın “avantajlarını” sıralıyorlar… Merak ettiyseniz birkaçını söyleyeyim; “başarı baskısı olmadan çalışmak”, “80 yaşından sonra kariyerinin tırmanabileceğini bilmek”, “sanat tarihi kitaplarının revize versiyonlarına adının eklenmesi”, “dahi olarak nitelendirilmeyeceğin için mahçubiyet hissini tatmayacak olmak”… Pek tatlı, değil mi?

Avantajları vurgulayan bu poster sadece kadın sanatçıların değil dünyanın her yerinden ve çok çeşitli meslek gruplarından kadınların da beğenisini kazanmış. Bu posterde tarif edilen durumlarla kendilerini özdeşleştirmişler. Bir kadın, Guerrilla Girls’e 1000 dolar göndermiş ve bu parayla posterlerini bir ilan formatında Artforum isimli ünlü Amerikan sanat dergisinde yayınlatmalarını istemiş… Tabii aldıkları tüm tepkilerin böyle olumlu olmadığını hakaret ve aşağılama içeren pek çok mesaj aldıklarını da belirtmem lazım. Herşeye rağmen onlar, bir posterlerinde açıkladıkları gibi dünyanın ihtiyacı olan en yeni silahın Estrojen bombası olduğunu düşünüyorlar…

Hava Dönüyor (mu?)

Guerrilla Girls olarak gerçek isimlerini gizli tutuyor, komuoyu önüne çıktıklarında ya da röportaj verdiklerinde ölmüş önemli kadın sanatçıların adlarını kullanıyorlar. Örneğin Frida Kahlo, Meta Fuller, Lee Krasner, Gertrude Stein, Georgia O’Keefe, Eva Hesse, Emily Carr, Kathe Kollwitz, Paula Modersohn-Becker, Anais Nin, Paula Modersohn-Becker, Romaine Brooks, Rosalba Carriera, Alice Neel, Tina Modotti, Alma Thomas, Violette LeDuc, Romaine Brooks… Hemen sorayım, bu isimlerden kaçı size tanıdık geliyor? Kadın sanatçıların en şanslılarının işleri müze depolarında kilitli duruyor. Elbettte tam bu konuya vurgu yapan bir poster çalışmaları da var Guerrilla Girls’ün…

Kurulduğu günden bu yana Guerrilla Girls’ün 55 üyesi olmuş. Kimisi yıllarca grupta aktif olarak yer almış, kimisi sadece birkaç hafta… Poster ve çıkartma gibi ürünlerin yanı sıra açıkhava reklamı ve kitap çalışmaları da var. Yazdıkları kitaplar sanat okullarında okutuluyor, üniversitelerde derslere davet ediliyorlar, müzelerde konuşmalar yapıyorlar. Zaman içinde, eleştirdikleri kurumlardan sergi davetleri alır olmuşlar. İyice tarttıktan sonra bu kurumların mekanlarında mesajlarını daha çok kişiye duyurabileceklerine karar vermişler. New York, Los Angeles, Minneapolis, Mexico City, İstanbul, Londra, Bilbao, Rotterdam ve Shanghai’da işlerini sergilemişler. Ülkeleri Amerika’da, gezici bir sergileri olmuş ve Avrupa’da retrospektif sergileri açılmış, Venedik Bienali’ne cüretkar işleri ile dahil olmuşlar.

Guerrilla Girls’ün bir de püsküllü bela olma özelliği var. Malum, fikri takip önemli. Aynı maskeyle 30 küsur yıl dolaşınca, bunu yapmak için bol bol fırsat da oluyor. Dolayısıyla bazı poster işlerindeki istatistik bilgileri zaman içinde güncelledikleri görülüyor. Durum nasıl derseniz… Bir kıpırdanma varsa da büyük bir değişiklik yok. Bugün Guerrilla Girls sanat dünyasının vicdanı olarak kabul görüyor. Ve Guerrilla Girls şikayetlerini, aslında şikayetlerimizi yaratıcı bir şekilde duyurmaya devam ediyor… İyi ki varlar.

Gombrich’e son bir kez uğramadan bitirmek istemem bu yazıyı… Evde bir Gombrich kitabım daha var… Sanatın Öyküsü’nden çok memnun kalınca hemen bunu da edinmiştim: Genç Okurlar için Dünya Tarihi. O da su gibi akıyor. Ve artık, elbet beni düşündürüyor…

Meraklısına Notlar

-Edinilesi, okunulası bir kitap; The Guerrilla Girls Bedside Companion to the History of Western Art

-Birkaç link var burda;

www.guerrillagirls.com

www.facebook.com/guerrillagirls

www.twitter.com/guerrillagirls

New York Times: Guerrilla Girls Still Rattling Art World Cages

http://www.nytimes.com/2015/08/09/arts/design/the-guerrilla-girls-after-3-decades-still-rattling-art-world-cages.html

Guerrilla Girls on Late Show With Stephen Colbert https://www.youtube.com/watch?v=FxBQB2fUl_g

-Sanat Cinsiyet, İletişim Yayınları, Editör Ahu Antmen

-Gombrich’e çok yüklenmiş oldum bu yazıda ama sevgiden… Cidden sevgiden. Gönül isterdi ki bu kadar donanımlı ve okuyucu dostu bir yazar, yazdıklarında denge unsurunu biraz gözetmiş olsun.

Hillsider 85, 2017

09guerrillasjp2-master675halfthepicture2

anniversarymuseumsfreewomendownload

sc315888images-8

1442_61_01

bedsidecover

zero

anatbillboardgg780pixGG_Hillsider1GG_Hillsider2GG_Hillsider3

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s